

CÜZ : 16 - SAYFA : 322 - SÛRE : 20 - TÂHÂ : 126 - 135
126. Allah:
“- Sen de böyle yaptın. Sana âyetlerimiz geldi. Sen onları umursamadın, unuttun. Bugün de, aynı şekilde sen cezaya mahkûmiyet içinde unutuluyorsun” buyurur.
127. Cahilce davranarak meşruiyet sınırlarını aşan isyankârları ve Rablerinin âyetlerine, Kur’ân’a iman etmeyenleri işte böyle cezalan-dırırız. Âhiret, ebedî yurt azâbı, elbette daha şid-detli ve daha süreklidir.
128. Bizim, kendilerinden önce nice nesilleri helâk etmiş olmamız, hakka yönelmeleri için kâfî derecede onlara aydınlatıcı bilgi sağlamadı mı? Halbuki onların yurtlarında bilgi ve becerilerini kullanarak hayat sürüyorlar, gezip dolaşıyorlar. Bunda ergin akıl sahipleri için birçok ibretler vardır.
* 129. Eğer insanların sorumlu tutularak muhakeme edileceği, mükâfata nail olanla cezaya müstehak olanların hükümlerinin kesinleşeceği
ile ilgili, rahmeti gazabına baskın olan Rabbi-nin koyduğu bir düzen, tayin ettiği bir süre ol-masaydı, onların hemen cezalandırılmaları ka-çınılmaz olurdu.
130. O halde, onların söyledikleri mantıksız, çirkin, incitici sözlere sabrederek mücadeleye devam et. Güneşin doğmasından önce ve batmasından önce Rabbini hamd ile tesbih et, namaz kıl. Gecenin bir kısım vakitlerinde, ilerleyen saatlerinde ve gündüzün etrafında, iki ucunda da tesbih et, namaz kıl ki, Allah katında hoşuna giden şeylere kavuşmana vesile olsun.
131. Sakın, kendilerini ağır imtihanlarla denemek için, kâfirlerden bir kısmını faydalan-dırdığımız dünya hayatının çekiciliğine gözlerini dikme, tamah etme. Rabbinin vereceği rızık daha hayırlı ve daha devamlıdır.
132. Ailene, akrabalarına, halkına, ümmetine namaz kılmayı öğret, namazı muntazam kılabilecekleri bir düzen kur, namaz kılmalarını emret, namazlarını kıldır, onlara rehberlik, imamlık et. Kendin de namaza cânü gönülden sebat ederek devam et. Senden ekmek, aş istemiyoruz. Aksine biz sana rızık, ekmek, aş veriyoruz. Güzel âkıbet takvâ esaslarını - Kur’an esaslarını tavizsiz hayata geçirenlerindir, kulluk ve sorumluluk şuuruyla, haklarına ve özgürlüklerine sahip çıkarak şahsiyetli davranan, dinî ve sosyal görevlerinin bilincinde olan mü’-minlerindir.
133. Onlar:
“- Muhammed bize hak peygamber olduğuna dair Rabbinden bir delil, bir mûcize getirmeli de-ğil miydi?” dediler. Önceki kutsal kitapçıklarda Muhammed’in hak peygamber olduğu ile ilgili apaçık hak deliller kendilerine gelmemiş miydi?
134. Eğer biz, Kur’ân’ı tebliğ ile Muhammed’i görevlendirmeden önce onları bir azap ile helâk etmiş olsaydık:
“- Yâ Rabbi, bize kitabını özgürce tebliğ ile görevli bir elçi, rasül gönderseydin de, şu zillete ve rezilliğe düşmeden önce âyetlerine, Kur’ân’ına, ilkelerine, emir ve yasaklarına uysaydık” diyeceklerdi.
135. “- Herkes dünyadaki işlerin nasıl bir sonuca varacağını beklemektedir. Öyleyse siz de