

CÜZ : 18 - SAYFA : 349 - SÛRE : 23 - MÜ'MİNÛN : 90 - 104
90. Doğrusu biz onlara gerekçeli, hikmete dayalı toplumlarında hakça düzen gerçekleştirmeye esas olacak hak bir kitap getirdik. Onlar kesinlikle hâlâ yalanlarına yalan katmaya devam ediyorlar.
91. Allah oğul-kız edinmedi. Onunla beraber hiçbir ilâh da yoktur. Aksi takdirde, her ilâh kendi yarattığını sevk ve idare eder, içlerinden biri mutlaka diğerleri üzerinde hakimiyet kurardı. Allah onların yakıştırdığı şeylerden münezzehtir.
92. Allah duyu ve bilgi alanı ötesini, gayb âlemini ve görülen âlemi bilir. O, ilâhlığında, otoritesinde, mülkünde, tasarruflarında kendisine ortak koşan müşriklerin, ortak koştukları şeylerden çok yüce ve münezzehtir.
93. “- Rabbim, onlara yapılan tehdidi mutlaka bana göstereceksen eğer, beni bırakma” de.
94. “- Bu durumda beni inkâr ile, isyan ile, baskı, zulüm ve işkence ile temel hak ve hürriyetleri, Allah yolunu, Allah yolundaki faaliyetleri engelleyen zâlim, müşrik bir kavmin içinde bırakma, Rabbim!”
95. “- Bizim onlara yaptığımız tehdidi, kesinlikle sana göstermeye gücümüz yeter.”
96. Sen, kötülüğü en güzel metodu kullanarak, anarşiyi, kargaşayı, devlet teşkilâtıyla önleyerek gi-der. Biz onların yakıştırmakta oldukları şeyleri iyi biliyoruz?”
97. “- Rabbim, şeytanların, şeytan tıynetli ahlâksız azgınların, şeytanî güçlerin kışkırtmalarından sana sığınırım” de.
98. “- Onların bütün işlerinde yanımda bulunup bana musallat olmalarından, kötülük etmelerinden de sana sığınırım, Rabbim!”
99. Nihayet, onlardan birisine ölüm gelip çattığı za-man:
“- Rabbim, beni dünyaya geri gönder” der.
100. “- Boşa vakit geçirdiğim dünyada Allah’ın birliğini kabul ederek, hâlis niyet ve amaçlarla, Islâm esaslarını, Islâmî düzeni hayata geçireyim, iş barışı içinde bilinçli, planlı, mükemmel, meşrû, faydalı, verimli çalışarak nimetin-ürünün bollaşmasını sağla-yayım, yerinde, haklı çıkışlar yaparak, düzelmeye, iyiliğe, iyileştirmeye ön ayak olayım, cârî-kalıcı ha-yırlar-sâlih ameller işleyeyim” der. Hayır, onun söy-lediği bu söz, boş laftan ibarettir. Onların, yeniden diriltilecekleri güne kadar, geriye, hayata dönmelerini engelleyen bir Berzah âlemi vardır.
101. Sûra üfürüldüğü zaman, artık aralarındaki akrabalık bağları bitmiştir. Birbirlerinden bir talepte bulunamazlar, olup bitenleri de artık birbirlerine so-ramazlar.
102. Hayırlı amellerinin sevaplarının kefeleri ağır basanlar, onlar, işte onlar kurtuluşa ebedî nimetlerle mutluluğa erenlerdir.
103. Ölçüye tartıya konacak değerdeki amellerinin, sevaplarının kefeleri hafif olanlar, işte onlar da ken-dilerini ve birbirlerini hüsrana uğratanlardır. cehen-nemde ebedî kalırlar.
104. Ateş yüzlerini yalar. Orada suratları çirkin, dudakları acıdan çarpılmış bir halde bulunurlar.