CÜZ : 20 - SAYFA : 393 - SÛRE : 28 - KASAS : 51 - 59

51. Andolsun ki, biz ilâhî kitapları, ilâhi ke-lâmı, birbiri ardınca, birbirleriyle irtibatlı olarak onların lehlerine göndermeye devam ettik, şer’î ahkâmın, ahlâkî ilkelerin, geçmiş örneklerin, ör-fün vaatlerin ve tehditlerin, müjdelerin ve uyarı-ların, Kur’an âyetlerinin birbirleriyle irtibatlan-dırılarak, bir bütünlük içinde anlaşılmasını ve uygulanmasını emrettik. Ola ki bunun hikmetini düşünüp öğüt alırlar. * 52. Kur’an’ın Muhammed’e indirilmesinden önce, kendilerine verdiğimiz kitapların hükmün-ce amel edenler, indirilen kitaba, Kur’ân’a, Mu-hammed’e iman ederler. 53. Onlara Kur’an okunduğu zaman: “- Kur’ân’a iman ettik. O, Rabbimizden gelen gerekçeli, hikmete dayalı, toplumda hakça dü-zeni gerçekleştirecek hak bir kelâmdır. Esasen biz, Kur’ân’ın indirilmesinden önce de, Allah’ın emrine, hükmüne rıza gösterip, boyun eğen, Is-lâm’ı yaşayan müslümanlar idik” derler. 54. Işte onlara, sebatkâr davranmaları, sabre-derek mücadeleye devam etmelerinden dolayı iki kere mükâfat verilecektir. Bunlar kötülüğü, iyilikle, güzel metotlarla, anarşiyi devletin gücü-nü kullanarak ortadan kaldırırlar. Kendilerine verdiğimiz rızık ve servetten Allah yolunda kar-şılık beklemeden, gönüllü harcarlar, insanların ihtiyaçlarını görürler. 55. Onlar, ilâhî hükümlerde tahrifat ve dine hakaret duydukları zaman engelleme tedbirleri alarak yüz çevirirler ve : “- Bizim amellerimizin karşılığı, mükâfatı bize ait, sizin amellerinizin sorumluluğu ve cezası da size aittir. Bizden uzak durun. Biz, bilgiden muhakemeden yoksun, ihtiraslı, tutarsız davranan, kendini bilmezlerle bir arada bulunmak istemeyiz” derler. 56. Sen, sevdiğini hidayete erdiremezsin. Fakat Allah sünnetine, düzeninin yasalarına uygun olarak, iradesinin tecellisine tâbi, akıllı ve sorumlu varlıklara hak yolu aydınlatıcı bilgiler verir, doğru yola sevketme lütfunda bulunur. Doğru yola girmeye istekli olanları iyi bilir. 57. Onlar: “- Biz, seninle beraber, doğru, hak yola uyar-sak, yurdumuzdan atılırız” dediler. Biz onları, dokunulmazlığı olan kutsal, güvenli bir yere, Mekke-i Mükerreme’ye yerleştirmedik mi? On-ları itibarlı hale, iktidara getirmedik mi? Kendi katımızdan rızık olarak, her ülkenin ürünleri toplanıp oraya getirilmiyor mu? Fakat onların çoğu bunu bilmezler. 58. Biz, geçim kaynaklarının çokluğu sebebiyle refahtan şımarmış, nice memleketleri helâk ettik. Işte yerleri, yurtları! Kendilerinden sonra oralarda, pek az oturulabilmiştir. Onlara biz vâris olduk, bâki olan biziz. Varlıkları, servetleri bizim elimize geçti. 59. Rabbin, kendilerine âyetlerimizi okuyan tek başına bir Rasûlü, memleketin merkezî bir şehrinde özgürce sorumluluklarını yerine getirmek üzere görevlendirmedikçe, o memleketleri helâk edecek değildir. Zaten biz, ancak idarecileri baskı, zulüm ve işkence yapan, temel hak ve hürriyetleri, Allah yolunu, Allah yolundaki faaliyetleri engelleyen memleketleri helâk ettik.

Sûreler ve Sayfalar
Önceki Sayfa - Sonraki Sayfa