CÜZ : 20 - SAYFA : 396 - SÛRE : 28 - KASAS : 78 - 84

78. Karun: “- O servet bana, ancak bendeki ticarî bilgi ve maharet sayesinde verildi” demişti. Bilmiyor muydu ki, Allah kendinden önceki nesillerden, ondan daha güçlü, ondan daha çok taraftarı olan kimseleri helâk etmişti. Islâm’a planlı cephe alarak, müslümanlığı, müslüman nesilleri yoz-laştırma, yok etme suçu işleyen güç ve iktidar sahibi âsilerden, suçlulardan, günahkârlardan günahları sorulmaz. Allah onların hepsini bilir. 79. Derken Karun ihtişam içinde kavminin karşısına çıktı. Dünya hayatını arzulayanlar: “- Keşke Karun’a verilen servet kadar bize de verilseydi, doğrusu o çok talihli” dediler. 80. Kendilerine ilim verilen sorumluluk sahibi âlimler ise: “- Yazıklar olsun size, Allah’ın mükâfatı, iman edip, hâlis niyet ve amaçlarla, Islâm esaslarını, Islâmî düzeni hayata geçirenler, iş barışı içinde bilinçli, planlı, mükemmel, meşrû, faydalı, verimli çalışarak nimetin-ürünün bollaşmasını sağlayanlar, yerinde, haklı çıkışlar yaparak, dü-zelmeye, iyiliğe, iyileştirmeye ön ayak olanlar, cârî-kalıcı hayırlar-sâlih ameller işleyenler için daha hayırlıdır. Ona da ancak sabrederek müca-deleye devam edenler kavuşabilir” dediler. 81. Nihayet, onu da, konağını, hazinelerini ve yurdunu da yerin dibine geçirdik. Artık Allah’ın dışında, kulları durumundakilerden, kendisine yardım edecek avanesi olmadığı gibi, o kendini savunup kurtarabilecek kimselerden de değildi. 82. Daha dün onun yerinde olmayı arzula-yanlar: “- Demek ki, Allah rızkı, sünnetine, düzeninin yasalarına uygun olarak, iradesinin tecellisine tâbi, akıllı ve sorumlu kullarından bazılarına bol-laştırıyor, bazılarına da ölçüyle kısarak veriyor. Şayet Allah bize lütufda bulunmuş olmasaydı, bizi de yerin dibine geçirirdi. Vay, demek ki, kulluk sözleşmesindeki ortak taahhütlerini, Allah’a iman, kulluk ve sorumluluk bilincini şuur altına iterek örtbas edip inkârda ısrar eden kâfirler, nankörler iflâh olmazmış, ebedî nimetlerle mut-luluğa eremezmiş” demeye başladılar. * 83. Işte âhiret yurdu, ebedî yurt denilen nihaî hedef budur. Biz onu, yeryüzünde, ülkede böbürlenmeyi, zorbalığı, diktatörlüğü ve bozgun-culuğu gönlünden geçirmeyen kimselere nasip ederiz. En güzel âkıbet müttakilerindir, Allah’a sığınıp, emirlerine yapışarak, günahlardan arı-nıp, azaptan korunanların, kulluk ve sorumluluk şuuruyla, haklarına ve özgürlüklerine sahip çıkarak şahsiyetli davranan, dinî ve sosyal görevlerinin bilincinde olan mü’minlerindir. 84. Kimler işlediği iyi amellerle Allah’ın huzu-runa gelirse, onlara daha iyisi verilir. Kimler de işledikleri kötü amellerle gelirse, kötülük yapan-lar, ancak işlemeye devam ettikleri ameller ka-darıyla cezalandırılacaklar.

Sûreler ve Sayfalar
Önceki Sayfa - Sonraki Sayfa