CÜZ : 23 - SAYFA : 456 - SÛRE : 38 - SÂD : 27 - 42

* 27. Göğü, yeri ve ikisi arasındaki varlıkları ve imkânları, biz boş yere yaratmadık. O, inkârda ısrar edenlerin düşünce ve inancıdır. Bu sebeple, kulluk sözleşmesindeki ortak taahhütlerini, Allah’a iman, kulluk ve sorumluluk bilincini şuur altına iterek örtbas edip inkârda ısrar eden ateşe girecek kâfirlerin vay haline! 28. Yoksa iman edip, hâlis niyet ve amaçlarla, Islâm esaslarını, Islâmî düzeni hayata geçirenlere, iş barışı içinde bilinçli, planlı, mükemmel, meşrû, faydalı, verimli çalışarak nimetin-ürünün bollaşmasını sağlayanlara, yerinde, haklı çıkışlar yaparak, düzelmeye, iyiliğe, iyileştirmeye ön ayak olanlara, cârî-kalıcı hayırlar-sâlih ameller işleyenlere, yeryüzünde, ülkede bozgunculuk yapanlar gibi mi, muamele yapacağız? Yahut, Allah’a sığınıp emirlerine yapışarak günahlardan arınıp, azaptan korunanlara, kulluk ve sorumluluk şuuruyla, haklarına ve özgürlüklerine sahip çıkarak şahsiyetli davranan, dinî ve sosyal görevlerinin bilincinde olan mü’minlere azgın günahkârlara davrandığımız gibi mi davranacağız? 29. Bu, sana indirdiğimiz Kur’an, hayrı öğreten, insanlara faydalı mübarek bir kitaptır. Akıl ve vicdan sahipleri âyetlerini ciddi ciddi düşünüp, kendilerine neler kazandırabileceğini hesap etsinler, öğüt alsınlar diye indirdik. 30. Biz Dâvûd’a Süleyman’ı ihsan ettik. Süleyman ne güzel, bizi ilâh tanıyan, candan müslüman, saygılı bir kuldu. Sesli zikir ve tesbih ile Allah’a yönelirdi. 31. Hani akşama doğru, kendisine, bir ayağını tır-nağının üzerine, diğerlerini normal basarak duran cins yarış atları gösterilmişti. 32. Süleyman: “- Ben hayırlı mal, hayırda kullanılacak mal sevgisini, at sevgisini Rabbimin kitabındaki emrinden, emrine bağlılığımdan dolayı benimsedim” dedi. Nihayet eğitim alanındaki atlar toz duman içinde gözden kayboldu. 33. Süleyman : “- Onları tekrar yanıma getirin” diye emretti. Atlar gelince onların bacaklarını ve boyunlarını okşamaya başladı. 34. Andolsun, Süleyman’ı da mülk ve iktidarını kullanamaz hale getirerek ağır bir imtihandan geçirdik. Onu âdetâ güçsüz, kudretsiz bir ceset halinde tahtında bıraktık. Sonra tevbe ederek Allaha yöneldi. 35. “- Rabbim, beni koruma kalkanına al, bağışla. Bana benden sonra kimsenin ulaşamayacağı bir hü-kümranlık, bir devlet hibe et. Sen yalnız sen, en çok bağışlayansın” dedi. 36. Bunun üzerine, biz rüzgârı onun faydalanması için koyduğumuz kurala boyun eğdirdik. Onun yaptığı plan dahilinde, ulaşması gereken hedefe doğru kolayca akar giderdi. 37. Şeytanları, her tür bina ustalarını ve bütün dalgıçları onun hizmetine verdik 38. Demir halkalarla, zincirlerle bağlı diğer yaratıkları da onun emrine verdik. 39. Işte bunlar bizim ihsanımız. Artık ister başkala-rına ikram et. Ister elinde tut. Bunun hesabı sana sorulmayacak. 40. Onun, bizim katımızda, yakınlığı, büyük bir değeri, aydınlık bir ömürlük güzel bir yolu, güzel bir hayatı var. * 41. Bizi ilâh tanıyan, candan müslüman, saygılı kulumuz Eyyûb’u da hatırlayarak insanlara anlat. “- Zahmet ve acı vererek şeytan bana dokundu, beni hastalandırdı” diye Rabbine niyaz etti, seslendi. 42. Biz ona: “- Ayağını yere vur. Işte, yıkanılıp şifa bulunacak, içilecek soğuk bir su” dedik.

Sûreler ve Sayfalar
Önceki Sayfa - Sonraki Sayfa