CÜZ : 9 - SAYFA : 164 - SÛRE : 7 - A'RÂF : 96 - 104

96. O ülkelerin, peygamberlerin gönderildiği ülkelerin halkı, ileri gelenleri, idarecileri iman edip Allah’a sığınarak, emirlerine yapışsalar, günahlardan arınıp, azaptan korunsalar, kulluk ve sorumluluk şuuruyla, haklarına ve özgürlüklerine sahip çıkarak şahsiyetli davransalar, dinî ve sosyal görevlerinin bilincinde olsalar, takvâya dayalı düzeni benimseselerdi, elbette onların üzerlerine, gökten ve yerden bolluk ve bereket kapıları açardık. Fakat onlar, kutsal kitapları ve peygamberleri yalanladılar. Biz de onları işle-meye devam ettikleri günahları, isyanları ve küfürleri sebebiyle cezalandırdık. 97. Acaba, o ülkelerin halkı, geceleyin uyur-larken kendilerine azâbımızın gelmeyeceğinden emin mi idiler? 98. Yoksa o ülkelerin halkı, ileri gelenleri, idarecileri kuşluk vakti eğlenirlerken kendilerine azâbımızın gelmeyeceğinden emin mi oldular? 99. Allah’ın hazırladığı plandan, azâbından kurtulacaklarından nasıl emin oldular? Kesinlikle hüsrana uğrayan kavimler Allah’ın hazırladığı plandan, azâbından emin olamazlar. * 100. Önceki sahiplerinin helâkinden sonra yer-yüzüne vâris olanlara, yaşadıkları ülkelerin ibretlerle dolu tarihleri, kâfi derecede aydınlatıcı bilgiler vermedi mi? Eğer bizim sünnetimiz, dü-zenimizin yasaları içinde, irademizin tecellisine uygun olursa, onları da günahlarından dolayı musibetlere, belâlara uğratırdık. Biz onların ka-falarını, kalplerini anlayışsız hale getiririz de, onlar bu tür bilgiler için duyma kabiliyetlerini bi-le kullanamazlar. 101. Işte yok olup giden memleketler! Onların başlarına gelen felâketlerin bir kısmını sana anlatıyoruz. Andolsun ki, Rasülleri onlara apa-çık deliller, mûcizelerle gelmişlerdi. Fakat önce-den yalanladıkları hakikatlere iman edecek de- ğillerdi. Işte Allah, kulluk sözleşmesindeki ortak taahhütlerini, Allah’a iman, kulluk ve so-rumluluk bilincini şuur altına iterek örtbas edip inkârda ısrar eden kâfirlerin kalplerini, kafaları-nı böyle anlayışsız hale getirir. 102. Onların çoğunda, sözünde durma diye birşey bulamadık, gerçek şu ki, onların çoğunun, doğru ve mantıklı düşünmenin dışına çıktığını, fâsık, âsi, bozguncu olduklarını gördük. 103. Sonra onların ardından, Mûsâ’yı âyetleri-mizle, mûcizelerimizle Firavun’a ve ileri gelenlerine, kodamanlarına tebliğ göreviyle tek başına özgürce sorumluluklarını yerine getirmek üzere gönderdik. Âyetlerimize karşı yakışıksız tavırlar aldılar, açıklanan sorumluluklarını hiçe saydılar, Allah’ın kitabını kendilerine tebliğini, sünnetin hayata geçirilmesini engellediler. Ibret nazarıyla bir bak, incele, o bozguncuların âkıbetleri nasıl oldu? 104. Mûsâ: “- Ey Firavun, ben âlemlerin, bütün varlıkların Rabbinden bir elçiyim, Rasûlüm” dedi.

Sûreler ve Sayfalar
Önceki Sayfa - Sonraki Sayfa