

CÜZ : 9 - SAYFA : 172 - SÛRE : 7 - A'RÂF : 160 - 163
160. Biz Isrâiloğulları’nı Yâkub’un torunla-rından çoğalarak meydana gelen, tutkun, ye-tişmiş, organize cemaatler halinde on iki boya ayırdık. Kavmi kendisinden su isteyince:
“- Asânı taşa vur.” diye Mûsâ’ya vahyettik. Vurunca, hemen o taştan on iki pınar kaynayıp akmaya başladı. Her bir boy, su alacağı, su içeceği yeri belledi. Bulutları üzerlerine gönderdik, gölge yaptık. Onlara, sebeplerini-şartlarını oluşturarak hazırladığımız kudret helvası, bıl-dırcın indirdik.
“- Size rızık olarak ihsan ettiğimiz nimetlerin temizinden, iyisinden, sağlıklısından, helâlinden, lezizinden yeyiniz” dedik. Emirlerimizi dinlememekle onlar bize zulmetmediler. Fakat kendilerine yazık etmeyi, birbirlerine zulmü alışkanlık haline getirdiler.
161. Hani onlara:
“- Şu şehre, Kudüs’e yerleşin. Orada Allah’ın sünnetine, düzeninin yasalarına uygun iradesinin tecellisi içinde, tercihinizi isabetli kullanarak dilediğiniz yerlerde yiyin. Kelime-i tevhidi ikrar edin, doğruları söyleyin, ya Rabbi bizi affet deyin. Kapılardan, şehrin giriş noktalarından saygıyla birlikte secde ederek girin ki, hatalarınızı bağışlayalım. İyiliği, iyi niyetleri, dinin, ahlâkın ve kamu vicdanının emirlerini, devamlı davranışlarına, ilişkilerine, görevlerine, hayatlarına yansıtan, samimiyetle ibadet eden, aktif olarak iyiliğe, iyi uygulamaya, iyileştirmeye örnek olan, işlerinde mükemmellik, dürüstlük ve başarı için dikkat harcayan, hayırlı icraatlar, kalıcı hizmetler yapan mü’minlere nimetlerimizi daha da artıracağız” denilmişti.
162. Içlerinden bir kısım zâlimler sözü değiş-tirdiler. Kendilerine söylenenden başka bir şek-le soktular. Zulmü, haksızlığı alışkanlık haline getirdikleri için biz de onların üzerlerine gökten azap yağdırdık.
* 163. Onlara, deniz kıyısındaki şehrin halkının başına gelenleri sor. Şehir halkı, avlayacakları balıkların, avlanma yasağının bulunduğu Cu-martesi günü akın akın geldiklerini görünce, diğer günlerde ortaya çıkmıyorlar bahanesiyle Cumartesi yasağını çiğniyorlardı. Hak dinin ku-rallarının dışına çıkmaları, doğru ve mantıklı düşünmeyi terketmeleri, fâsık, günahkâr ve âsi olmaları sebebiyle biz de onları böyle imtihan ediyorduk.