

CÜZ : 9 - SAYFA : 173 - SÛRE : 7 - A'RÂF : 164 - 170
164. Içlerinden tutkun, yetişmiş bir cemaat:
“- Allah’ın helâk edeceği, yahut şiddetli bir şekilde azap edeceği bir kavme, ne diye öğüt veriyor, sorumluluk uyarısında bulunuyorsunuz?” dedi. Öğüt verenler, uyaranlar:
“- Ilerde, Rabbinize verilebilecek bir cevabı-mız olsun, bir de, belki Allah’a sığınıp, emirleri-ne yapışırlar, günahlardan arınıp, azaptan, sağlıklarının bozulmasından, hastalıklardan ko-runurlar, kulluk ve sorumluluk şuuruyla, hak-larına ve özgürlüklerine sahip çıkarak şahsiyetli davranırlar, dinî ve sosyal görevlerinin bilincinde olurlar diye öğüt verip uyarıyoruz” dediler.
165. Onlar kendilerine yapılan bunca tebliği, nasihati unutunca, biz de akıllarını kullanıp kö-tülüğü, suçu, bunların sözcülüğünü, savunucu-luğunu önleyip yasaklayarak kamu düzenini, kamu güvenliğini sağlayan yöneticileri sorumluluktan kurtardık. Zulmedenleri, haksızlık edenleri de Hak dinin kurallarının dışına çıkmaları, doğru ve mantıklı düşünmeyi terketmeleri, işlemekte oldukları günah ve isyanları dolayısıyla şiddetli bir azâba uğrattık.
166. Onlar, ilmimizin-hikmetimizin gereği ya-
saklandıkları kötülüklerde, bunların sözcülü-ğünde, savunuculuğunda daha da ileri gitmeye serkeşlikte bulunmaya başladıklarında onlara:
“- Aşağılık maymunlar olun” dedik.
167. Rabbinin, elbette kıyamet gününe kadar onlara, yahudilere dayanılmaz acılar çektirecek kimseler görevlendireceği konusunda herkesi uyardığını insanlara hatırlat. Rabbin, emirlerine isyan edilme suçuna denk, onları adâletle, süratle cezalandırır. O çok bağışlayıcıdır, kullarını daima koruma kalkanına alır, engin merhamet sahibidir.
168. Yahudileri tutkun, yetişmiş, organize cemaatler halinde yeryüzüne, değişik ülkelere dağıttık. Onlar arasında iyi kimseler de vardı. Içlerinden bazıları daha aşağı durumdaydılar. Isyandan, Hak yoldan sapmaktan, küfürden belki vazgeçerler diye, onları refah, güvenlik ve nimetlerle, sıkıntı, korku ve felâketlerle imtihan ettik.
169. Onların ardından da, Kitabı, Tevrat’ı miras olarak devralan bozuk bir nesil geldi. Şu alçak dünya malını alıyorlar; nasıl olsa bağışlanacağız diyerek onun gibi bir mal ve rüşvet gelse yine alacaklar. Peki, Allah adına haktan, doğrudan başka bir şey söylemeyeceklerine dair kendilerinden o kitabın hükmü üzere kesin bir taahhüt, mîsak alınmamış mı idi? Onun içindekileri okuyup öğrenmemişler miydi? Oysa âhiret yurdu, ebedî yurt Allah’a sığınıp, emirlerine yapışanlar, günahlardan arınıp, azaptan, sağlıklarının bozul-masından, hastalıklardan korunanlar, kulluk ve sorumluluk şuuruyla, haklarına ve özgürlüklerine sahip çıkarak şahsiyetli davrananlar, dinî ve sosyal görevlerinin bilincinde olanlar için daha hayırlıdır. Hâlâ aklınızı başınıza almayacak mısınız?
170. Kitaba sımsıkı sarılanların, namazı erkanına, şartlarına, vaktine riayet ederek âşikâre kılanların, işte böyle din ve dünya ilişkilerini düzelterek geliştirerek barış içinde iyi ve ıslah yaşayanların mükâfatını zayi etmeyeceğiz.