

CÜZ : 1 - SAYFA : 10 - SÛRE : 2 - BAKARA : 58 - 61
58. Hani biz:
“- Bu şehre girip yerleşin.
Buradaki nimetlerden Allah’ın sünnetine,
düzeninin yasalarına uygun iradesinin
tecellisi içinde tercihinizi isabetli kullanarak
dilediğiniz şekilde bol bol yeyin.
Kapılardan, şehrin giriş noktalarından birlikte,
saygıyla secde ederek girin, girerken,
kelime-i tevhidi ikrar edin, doğruları söyleyin,
ya Rabbi, bizi affet deyin ki,
sizin hatalarınızı affedelim.
İyiliği, iyi niyetleri, dinin, ahlâkın
ve kamu vicdanının emirlerini, devamlı
davranışlarına, ilişkilerine, görevlerine,
hayatlarına yansıtan, samimiyetle ibadet eden,
aktif olarak iyiliğe, iyi uygulamaya, iyileştirmeye
örnek olan, işlerinde mükemmellik, dürüstlük
ve başarı için dikkat harcayan, hayırlı icraatlar,
kalıcı hizmetler yapan müslüman kullarımıza
nimetlerimizi daha da artıracağız” demiştik.
59. Fakat zulmü, haksızlığı, alışkanlık
haline getirenler, kendilerine söylenilen sözü
farklı manaya gelecek şekilde değiştirdiler.
Biz de, doğru ve mantıklı düşünmeyi terkedip
hak dinin dışına çıkmaları,
işlemekte oldukları günahları, isyanları,
inkârda ısrar etmeleri sebebiyle,
zâlimlerin üzerine gökten acı bir azap indirdik.
* 60. Mûsâ’nın, çölde susuz kalan kavmi için
Rabbinden su istediği zaman, hemen:
“- Asanla taşa vur” dedik.
Vurunca, o taştan on iki pınar kaynamıştı.
Her grup kendi su içeceği, alacağı yeri biliyordu.
“Allah’ın verdiği rızıktan yeyin, için,
yeryüzünde bozgunculuk ve saldırganlık
yaparak karışıklık çıkarmakta ileri gitmeyin” dedik.
61. Hani siz:
“- Ya Mûsâ, tek çeşit yemeğe asla katlanmayacağız.
Bizim için, yaratan, yaşama kabiliyeti, gücü
ve varlıklara işleyiş düzeni veren, koruyan,
kontrol eden Rabbine dua ederek iste.
Yerin bitirdiği yenilebilecek bitkilerden,
sebzesinden, hıyarından, acurundan, kabağından,
tahılından, sarmısağından, mercimeğinden,
soğanından çıkarsın” demiştiniz de Mûsâ:
“- Daha hayırlı ve onurlu olan
bu yaşadığımız hayatı bırakarak, aşağılandığınız
bir hayata mı dönmek istiyorsunuz?
Mısır’a inin, orada sizin istedikleriniz var” dedi.
İşte bu hadiseden sonra aşağılanma, ülkelerinden
ve kavimlerinden uzakta yaşama, onların değişmez,
ayrı düşünülmez sıkıntıları haline getirildi.
Allah’ın gazabına uğradılar.
Bu musibetler, Tevrat ve Kur’an’daki
Allah’ın âyetlerini inkâra devam etmeleri,
haklı bir sebep ortada yokken
peygamberleri öldürmeleri yüzünden başlarına geldi.
Bunların hepsi, isyan etmeleri, taşkınlığı
alışkanlık haline getirmeleri sebebiyledir.