CÜZ : 16 - SAYFA : 304 - SÛRE : 18 - KEHF : 84 - 97

84. Gerçekten biz Zülkarneyn’i iktidar, kudret, itibar ve imkân sahibi yaptık. Onu, her konuda maksadına doğru araçlarla ulaşma bilgisi, kud-reti, imkânları ve maharetiyle donattık. 85. O da, bu sayede doğru sebep ve vesilelere, meşrû araçlara başvurarak bir hedefe yöneldi. 86. Nihayet, güneşin battığı tarafta, en uç batıda, bir yerleşim bölgesine ulaştığı zaman, güneşi, bir kavmin üzerinden, sanki kara balçıklı bir suda batıyor buldu. Biz ona: “- Ey Zülkarneyn, onları cezalandırabilirsin, onlara iyi davranma yolunu da seçebilir, Hakka, imana, şer’î hükümleri öğrenmeye davet edebilir, kolaylık yolları gösterebilirsin” diye ilham ettik. 87. Zülkarneyn: “- Ya inkârda, küfürde ısrar ederek kendisine zulüm ve haksızlık edeni cezalandıracağız. Bir de, hesap vermek üzere Rabbinin huzuruna çı-karılacak, Rabbi de ona, daha korkunç bir ceza verecek” dedi. 88. “- Ya da geçmişin kirlerinden arınarak iman edip, gevşekliği bırakarak, hâlis niyet ve amaçlarla, Islâm esaslarını, Islâmî düzeni ha-yata geçirene, iş barışı içinde bilinçli, planlı, mü-kemmel, meşrû, faydalı, verimli çalışarak ni-metin-ürünün bollaşmasını sağlayana, yerinde, haklı çıkışlar yaparak, düzelmeye, iyiliğe, iyi-leştirmeye ön ayak olana, cârî-kalıcı hayırlar-sâlih ameller işleyene de, mükâfat olarak en güzeli, cennet ve güzel muamele vardır. Biz ona, yerine getirilmesi kolay sorumluluklar yük-leyeceğiz, kolay planlar uygulatacağız. 89. Sonra doğru sebep ve vesilelere, meşrû araçlara başvurarak başka bir hedefe yöneldi. 90. Nihayet, güneşin doğduğu tarafta,uzak doğuda, karanın denize birleştiği yerdeki yerleşim bölgesine ulaştığında, kendilerini koruyacak elbiseyi ve barınağı öğretmediğimiz,sıcağın şiddetini artırdığı zamanlarda su içinde ve toprak oyuklarda korunan, serinlikte geçimlerini sağlayan, çıplak, ilkel bir kavim üzerine güneşin doğduğunu gördü. 91. Zülkarneyn burada da, tebliğde bulundu, ihtiyaç duydukları medeniyet araçlarını öğretti,kendilerine nasıl muamele yapacağını anlattı. Biz, onun sahip olduğu bilgiyi, medeniyet araçlarını, imkânlarını, gücünü, kudretini, tecrübesini biliyorduk. 92. Sonra yine doğru sebep ve vesilelere, meşrû araçlara başvurarak bir hedefe daha yöneldi. 93. Nihayet iki dağ arasına ulaştığında, dağların eteğinde, nerdeyse anlaşabilecekleri müşterek bir dile sahip olmayan bir kavme rastladı. 94. Onlar: “- Ey Zülkarneyn, Ye’cüc ve Me’cüc bu topraklarda fesat çıkarıyorlar. Onun için, bizimle onlar arasında bir set yapman şartıyla sana bir vergi versek olur mu?” dediler. 95. Zülkarneyn: “- Rabbimin bana verdiği servet, saltanat ve itibar sizin vereceğiniz şeyden daha hayırlıdır. Bana iş gücünüzle yardımda bulunun da, sizinle onların arasına en sağlam seddi yapayım” dedi. 96. “- Bana demir kütükleri getirin.” Demir kütükler, iki dağın zirvesiyle aynı seviyeye gel-diği vakit: “- Körükleyin” dedi. Demiri kor haline geti-rince: “- Getirin bana, üzerine bir miktar bakır eriyiği dökeyim” dedi. 97. Artık Ye’cüc ve Me’cüc bu seti ne aşabildiler, ne de delebildiler.

Sûreler ve Sayfalar
Önceki Sayfa - Sonraki Sayfa