

CÜZ : 21 - SAYFA : 408 - SÛRE : 30 - RÛM : 25 - 32
25. O’nun kurduğu aslî düzen ile, O’nun ic-raatıyla göğün ve yerin ayakta durması, denge ve çekiminin korunarak düzeninin devamı, O’nun varlığının ve kudretinin delillerindendir. Dahası sizi arzdan, topraktan çağırır çağırmaz, derhal kabirlerinizden çıkarsınız.
26. Göklerdeki ve yerdeki akıllı ve sorumlu varlıkların tamamı, O’nun koyduğu düzenin içindedir. Hepsi O’na boyun eğip itaat ederler, saygıyla zikir halinde görevlerini yaparlar.
27. O, mahlûkatı ilk yaratan, yaratmaya ara-lıksız devam eden, ölümden sonra yeniden di-riltendir. Bu O’nun için çok kolaydır. Göklerde ve yerde hükmünü sürdüren kanunlar; emsalsiz değer hükümlerini öğütleyen darbımeselli âyet-ler; gösterilen, öğretilen dini hakikatler, insanî ve ahlâkî değerler; dillerde pelesenk olan özdeyiş halindeki zikirler; hükümranlık ve kemal sıfatları yalınızca O’na aittir, kudretli, hikmet sahibi ve hükümran olan O’dur.
* 28. Allah konuyu size kendinizden misal ge-tirerek anlatıyor. Size rızık ve servet olarak verdi-ğimiz şeylerde, meşrû şekilde sahip olduğunuz, üzerlerinde meşrû haklarınız ve otoriteniz, ken-dileriyle düzgün insanî münasebetleriniz olan köleleriniz, câriyeleriniz, işyerlerinizde çalışan sözleşmeli işçileriniz içinde hiç ortağınız var mı? Servetinizi tasarrufda siz, onlarla kendinizi eşit sayar mısınız? Birbirinizden çekindiğiniz gibi, onlardan da çekinir misiniz? Işte biz, ilimle ve tecrübeyle gelişmeye devam eden aklını faydalı kullanabilen toplumlar için, Allah’ın birliğini is-patlayan delilleri, birçok konunun çözümünün işaretlerini böyle ayrıntılı açıklıyoruz.
29. Gel gör ki, inkâr ile isyan ile kendilerine zulmedenler, baskı, zulüm ve işkence ile temel hak ve hürriyetleri Allah yolunu, Allah yolundaki faaliyetleri engelleyenler, haksızlık edenler, şirke girenler şahsî arzu ve ihtiraslarına uydular. Allah’ın, hak yoldan uzaklaşmalarına, dalâleti tercihlerine özgürlük tanıdığı akıllı ve sorumlu varlıkları kim doğru yola sevkedebilir? Onlara yardım eden de bulunmaz.
30. Açıkça varlığını, benliğini, Hakka ve tev-hide yönelik dine, medeniyete, şeriata ada. Al-lah’ın, insanları dinî, ahlâkî, insanî kabiliyetler ve özelliklerle donatarak yarattığı, kulluk söz-leşmesi yaptığı; yaratılışa uygun, insan tabia-tında mevcut tabii din Islâm’ı, şeriatı hayata ge-çir. Hakkı anlamaya ve kabule uygun yarattığı, yaratılış dini, tabii din Islâm’ı, tevhid inancını şirk ile değiştirmek doğru değildir. Allah’ın yaratılışa uygun kanunlarının benzerini yapmak mümkün değildir. Işte doğru ve insanlığı, insanî değerleri ayakta tutan din, zamanla değişmeyen tabii hu-kuk kurallarını içeren şeriat, düzen budur. Fakat insanların çoğu bilmezler.
31. Allah’a yönelerek, varlığınızı Allah yoluna, dine adayın. Ona sığının, emirlerine yapışın, günahlardan arınıp, azabından korunun. Na-mazı erkânına, şartlarına, vaktine riayet ederek âşikâre kılın, imandan sonra, ilâhlığında, otoritesinde, mülkünde, tasarruflarında Allah’a ortak koşan, gizli şirki yaşayan, başka otoriteler de kabul eden müşriklerden olmayın.
32. Dinlerinden ayrılanlar, dinlerini, düzenleri-ni, kültürlerini, medeniyetlerini, birliklerini par-
çalayanlar, tefrika içinde etkisiz, itibarsız yaşa-yanlar gibi olmayın. Hizipleşerek, gruplaşarak, ayrılık davası güderek, birbirlerine düşmanca davranan, dinî ve insanî ilişkilerini kesen bölün-müş, baskıcı, zorba, medeniyetten nasiplenme-miş, Allah’ın kitabından, sünnetten ve ümmet-ten ayrılan kapalı cemaatler, toplumlar haline gelmeyin. Bütün müslümanlar, Islâm’a, Kur-ân’a, sünnete, müşterek ilkelere sarılarak Al-lah’ın lütfunu bekleyecekleri yerde, her hizip Kur’an’dan, müşterek ilkelerden ayrılarak, kendi düşünceleri ve anlayışlarıyla, sahip oldukları geçici menfaatlerle avunurlar, sevinirler.