

CÜZ : 21 - SAYFA : 417 - SÛRE : 32 - SECDE : 12 - 20
* 12. Islâm’a planlı cephe alarak, müslümanlığı, müslüman nesilleri yozlaştırma, yok etme suçu işleyen güç ve iktidar sahibi âsileri, suçluları, günahkârları, Rablerinin huzurunda başları öne eğilmiş olarak:
“- Ey Rabbimiz, gördük, akıllandık ve dinli-yoruz. Şimdi bizi dünyaya geri gönder de, hâlis niyet ve amaçlarla, Islâm esaslarını, Islâmî dü-zeni hayata geçirelim, iş barışı içinde bilinçli, planlı, mükemmel, meşrû, faydalı, verimli çalı-şarak nimetin-ürünün bollaşmasını sağlayalım, yerinde, haklı çıkışlar yaparak, düzelmeye, iyi-liğe, iyileştirmeye ön ayak olalım, cârî-kalıcı hayırlar-sâlih ameller işleyelim. Artık, Allah’ın Rasûlü’nün tebliğ ettiği Kur’an’ın ve sünnetin değerini delilleriyle, gerekçeleriyle bilip kesin olarak inandık” diyecekleri zaman bir görsen.
13. Eğer bizim sünnetimizin, düzenimizin ya-saları içinde, irademizin tecellisine uygun ol-saydı, herkese hidayet nasip eder, doğru, hak yola sevkederdik. Fakat:
“- Hür iradelerine ve özgürce seçme hakkına sahiplerken, sana ve Kur’ân’a itibar etmedikleri için dalâleti tercih eden insanlar ve cinlerle, hepsiyle, kesinlikle cehennemi dolduracağım” şeklindeki kararım da gerekçeli olarak kesinlik kazandı.
14. O gün onlara:
“- Bu güne kavuştuğunuzda, hesabını vere-ceğiniz sorumlulukları unutmanız sebebiyle şim-di cezanızı tadın bakalım. Aslına bakarsanız, biz de sizi, size rahmetimizle muameleyi unuttuk. Işlediğiniz ameller dolayısıyle ebedî azâbı tadın” diyeceğiz.
15. İtaati gurur-kibir meselesi yapmayarak, âyetlerimizle kendilerine öğüt verildiği zaman, âyetlerimize kesinlikle iman ederler. Sübhânal-lahi ve bihamdihî diyerek secdeye kapanırlar, Rablerini hamd ile tesbih ederler, namaz kılarak ibadet ederler.
16. Korkuyla ve umutla Rablerine kulluk ve ibadet ederlerken, yalvarırlarken, yanları ya-taklardan uzak kalır. Kendilerine rızık ve servet olarak verdiklerimizden Allah yolunda karşılık beklemeden, gönüllü harcarlar, insanların ihti-yaçlarını görürler.
17. Hiç kimse, kendileri için saklanan göz ay-dını olacak, mutlu edecek nimetlerin ne oldu-ğunu bilmez. Bunlar işlemeye devam ettikleri, devamlı bilinçli, amaçla örtüşen niyete dayalı, cârî-kalıcı amellerin mükâfatıdır.
18. Öyle ya, mü’min olan kimse, hak dinin, doğru ve mantıklı düşünmenin dışına çıkan fâ-sık, âsi, bozguncu kimse gibi midir? Bunlar el-bette bir olamazlar.
19. Iman ederek, hâlis niyet ve amaçlarla, Is-lâm esaslarını, Islâmî düzeni hayata geçirenler, iş barışı içinde bilinçli, planlı, mükemmel, meş-rû, faydalı, verimli çalışarak nimetin-ürünün bollaşmasını sağlayanlar, yerinde, haklı çıkışlar yaparak, düzelmeye, iyiliğe, iyileştirmeye ön ayak olanlar, cârî-kalıcı hayırlar-sâlih ameller işleyenlerin, işlemeye devam ettikleri amelleri sebebiyle, yerleşip ağırlanacakları, huzur içinde kalacakları cennet konakları vardır.
20. Doğru ve mantıklı düşünmenin, hak dinin dışına çıkan fâsıkların, âsilerin, bozguncuların mekânları ise ateştir. Oradan her çıkmak iste-diklerinde geri çevrilirler, kendilerine:
“- Yalanlayıp durduğunuz, cehennem azâ-bını tadın” denilir.