CÜZ : 26 - SAYFA : 522 - SÛRE : 51 - ZÂRİYÂT : 7 - 30

7. Içinde yörüngeler ve yollar olan, dengeli ve güzel göğe andolsun. 8. Siz, tevhid konusunda, Muhammed’in pey-gamberliği ile, Kur’an ile ilgili kesinlikle çeliş-kilerle dolu sözler söylüyorsunuz. 9. Akıllarını kullanma ve düşünme zaafı olanlar, bu çelişkili sözler yüzünden, bâtıla, küfre döndürülüyor. 10. Fikir adına, zanlarını, tahminlerini ileri sü-renler, yalan-yanlış saçmalayanlar kahrolsun. 11. Cehalet içinde olanlar şuursuzca davra-nıyorlar. 12. Herkesin, vahyedilen dinin, şeriatın, İslâmî sorumluluğun hesabını vereceği, yalnız ilâhî mevzuatın yürürlükte olacağı mükâfat ve ceza günün ne zaman gerçekleşeceğini soruyorlar. 13. Onların ateş üzerinde kıvranarak yana-cakları gün gerçekleşecek. 14. “- Tadın azâbınızı! Küstahça, çabucak gel-mesini istediğiniz şey işte budur.” 15. Allah’a sığınıp, emirlerine yapışarak, gü-nahlardan arınıp, azaptan korunanlar, kulluk ve sorumluluk şuuruyla özgürce şahsiyetlerini geliştiren, dinî ve sosyal görevlerinin bilincinde olan mü’minler cennetlerde, akarsu kıyılarında, pınar başlarındadır. 16. Rablerinin, kendilerine verdiği nimetleri, imkânları alarak cennetlerde otururlar. Çünkü onlar bundan önce de, iyiliği, iyi niyetleri, dinin, ahlâkın ve kamu vicdanının emirlerini, de-vamlı davranışlarına, ilişkilerine, görevlerine, hayatlarına yansıtan, samimiyetle ibadet eden, aktif olarak iyiliğe, iyi uygulamaya, iyileştirmeye örnek olan, işlerinde mükemmellik, dürüstlük ve başarı için dikkat harcayan, hayırlı icraatlar, kalıcı hizmetler yapan müslüman idareciler ve müslümanlardı. 17. Onlar nârin yapılı idiler. Gecenin ilk saatlerinin bir kısmını kesinlikle (tefekküre, muhasebeye, ibadete dalarak) uykusuz geçirirlerdi. 18. Seher vakitlerinde de, derûnî kalp ile namaz kılıp dua ederler, Allah’tan bağışlanma, koruma kalkanına alınma dilerlerdi. 19. Allah’ın farz kıldığı sosyal yardım düze-ninin icabı, yardım isteyenler, medet umanlar ve iffetinden sesini çıkarmayan yoksullar için, onların mallarında, vermekle mükellef oldukları paylar, haklar vardır. 20. Ilme, delile ve gerekçeye itibar eden, kesin olarak Allah’a inananlar için, yerkürede Allah’ın birliğini, kudretini gösteren deliller vardır. 21. Kendi bedenlerinizde, ruhlarınızda ve birbi-rinizde de deliller, ibretler var. Hâlâ görmeyecek misiniz, düşünmeyecek misiniz? 22. Rızkınız, servetiniz, size va’dolunan ve tehdit edildiğiniz şeyler göklerdedir. 23. Göğün ve yerin Rabbine andolsun ki, O Kur’an sizin kullandığınız düşünce usullerine, mantığınıza, konuşma üslûbunuza benzer bir üslupla indirilen hakça düzeni içeren hak bir kitaptır. * 24. Ibrahim’in, ağırlanan misafirlerinin haberi sana geldi mi? 25. Onlar, Ibrâhim’le karşılaşınca: “- Selâm sana, selâmette ol, sen selâmettesin” dediler. Ibrâhim de: “- Selâm size, selâmette olun” dedi. Bunlar tanınmadık simalardı. 26. Sezdirmeden hanımının yanına gitti. Kızar-tılmış semiz bir buzağıyı bütün olarak getirdi. 27. Kızarmış buzağı etini önlerine sürdü. “- Etten yemeyecek misiniz?” dedi. 28. Derken, Ibrâhim, onlardan dolayı içinde korkulacak bir hal olduğunu hissetti. Onlar: “- Korkma!” dediler. Ibrâhim’e bilge bir oğul müjdelediler. 29. Karısı kadınların arasında çığlık atmaya başladı. Elini yüzüne çarparak: “- Ben kısır bir kocakarıyım” dedi. 30. Misafirler: “- Sana bilge bir oğul müjdesi Rabbinin buyruğudur. O, hikmet sahibi ve hükümrandır, her şeyi bilir.” dediler.

Sûreler ve Sayfalar
Önceki Sayfa - Sonraki Sayfa