CÜZ : 9 - SAYFA : 163 - SÛRE : 7 - A'RÂF : 88 - 95

88. Kavminin büyüklük taslayan serkeş zorba kodamanları: “- Yâ Şuayb, ya seni ve seninle beraber iman edenleri memleketimizden kesinlikle çıkaraca-ğız, ya da geleneksel düzenimize döneceksin, bizim yaşadığımız hayatı benimseyeceksin” de-diler. Şuayb: “- Istemesek de mi, baskıyla, zorla bunları yaptıracaksınız?” dedi. 89. “- Allah’ın bizi küfürden kurtarmasından sonra, tekrar sizin geleneksel düzeninize, ha-yat tarzınıza dönersek Allah adına yalan uy-durduğumuzu kabullenmiş oluruz. Rabbimiz Allah’ın sünneti, düzeninin yasaları içinde, ira-desinin tecellisine uygun olması dışında, geri dönmemiz olacak şey değildir. Her şey, Rabbimizin ilmi, iradesi, planı içinde gerçekleşmektedir. Allah’a, sadece Allah’a dayanıp güvendik, işleri-mizi ona havale ettik. Ey Rabbimiz, bizimle kavmimiz arasında adâletle, hakkı ölçü alarak durumumuzu açıklığa kavuşturacak bir hüküm ver. Sen açık hükümle sonuca varanların en hayırlısısın” dedi. 90. Kavminden kulluk sözleşmesindeki ortak taahhütlerini, Allah’a iman, kulluk ve sorumluluk bilincini şuur altına iterek örtbas edip in-kârda ısrar eden kodamanlar, halka: “- Şuayb’e tâbi olursanız, o takdirde siz de zarara uğrarsınız” dediler. 91. Derken, şiddetli bir gürleme halinde âni bir sarsıntı onların işini bitirdi. Sabahleyin yurtla-rında yere çarpılarak çakılıp kalanlar oldular. 92. Şuayb’i yalanlayanlar sanki yurtlarında hiç yaşamamış, hiç güzel gün görmemiş gibiydiler. Şuayb’i yalanlayanlar, işte ziyana uğrayanlar, onlar oldular. 93. Bu durumda, Şuayb onlardan uzaklaştı. Ve: “- Ey kavmim, ben, Rabbimin bana vahyettiklerini size tebliğ ettim. Size öğüt verdim. Artık bundan sonra, kulluk sözleşmesindeki ortak taahhütlerini, Allah’a iman, kulluk ve sorumluluk bilincini şuur altına iterek örtbas eden inkârcı, küfre saplanmış bir kavme, nankör bir topluma nasıl acırım” dedi. * 94. Biz hangi ülkeye özgürce sorumluluklarını yerine getirmek üzere bir peygamber gönder-diysek, oranın halkını yalvarıp yakarsınlar diye mutlaka yoksulluk, şiddet, hastalık ve ekono-mik darboğazlarla, mallarına ve kendilerine ge-len zararlarla sıktık. 95. Sonra bu kötü, sıkıntılı, felâketli günlerin yerine düzenli bir devlet hayatı, iyilik bolluk, zenginlik ve refah getirdik. Nihayet çoğaldılar. Başlarına gelen felâketleri, Allah’ın cezalandır-ması ve imtihanı sayacakları yerde: “- Atalarımız da böyle sıkıntılar ve sevinçli günler, ekonomik darboğazlar ve refah günleri yaşamışlardı. Bunlar tabiî olaylardır” diyerek ikazları hafife aldılar. Biz de onları, farkına varmadıkları bir anda, ansızın, hayal edemeyecekleri bir şekilde yakalayıp işlerini bitirdik.

Sûreler ve Sayfalar
Önceki Sayfa - Sonraki Sayfa