

CÜZ : 2 - SAYFA : 42 - SÛRE : 2 - BAKARA : 249 - 252
* 249. Tâlût askerî erkânı ve ordusu ile hareket edince:
“- Allah sizi mutlaka bir nehirle imtihan edecek.
Kim o nehirden su içerse benden değildir.
Kim de o sudan tatmazsa işte o bendendir.
Ancak herkes eliyle bir avuç su içebilir” dedi.
İçlerinden pek azı hariç,
o nehre varır varmaz nehirden su içtiler.
Tâlût ve beraberindeki iman eden kimseler
nehri geçtiklerinde, nehri geçmeyenler:
“- Bizim bugün Câlût ordusuna karşı
duracak gücümüz yok” dediler.
Allah’a kavuşacaklarına inanıp bilenler ise onlara:
“- Nice az topluluklar,
Allah’ın iradesi, yardımı ve desteğiyle,
nice çok topluluklara galip gelmişlerdir.
Allah sabrederek
savaşa devam edenlerle beraberdir” dediler.
250. Câlût’a, askerî erkânına ve
ordusuna karşı savaş meydanına çıktıkları zaman:
“- Ey Rabbimiz üzerimize sabır yağdır,
savaş meydanında bize metanet ihsan eyle.
Ordumuzun özgüvenini, cesaretini artır.
Şerefimizi ve itibarımızı yücelt.
Kulluk sözleşmesindeki ortak taahhütlerini,
Allah’a iman, kulluk ve sorumluluk bilincini
şuur altına iterek örtbas edip
inkârda ısrar eden, kâfir bir kavme karşı da
bize yardım et” diye dua ettiler.
251. Sonunda Allah’ın izni ve lütfuyla
onları yendiler. Dâvûd, Câlût’u öldürdü.
Allah kendisine devlet, hükümdarlık,
peygamberlik, sağlıklı ve ahlâklı
yaşama bilgisi verdi.
Allah’ın sünneti, düzeninin yasaları içinde,
iradesinin tecellisine uygun olan
bazı şeyleri de ona öğretti.
Eğer Allah insanların bir kısmıyla
diğer bir kısmının devletlerini,
medeniyetlerini ortadan kaldırmasa,
iktidarlarından uzaklaştırmasa,
zulümlerine karşı koydurmasa, azgınlarını,
kötülük yapanlarını engelletmese,
insanlara savunma imkânı vermeseydi,
ülkelerin, yeryüzünün düzeni, dengesi bozulurdu.
Fakat Allah bütün insanlığa,
bütün varlıklara karşı lütuf ve kerem sahibidir.
252. İşte bunlar Allah’ın âyetleridir.
Biz onları sana doğru ve tam olarak,
okuyoruz, anlatıyoruz.
Şüphesiz sen Allah tarafından özgürce
sorumluluklarını yerine getirmek üzere
gönderilmiş Rasüllerden, peygamberlerdensin.