CÜZ : 26 - SAYFA : 505 - SÛRE : 46 - AHKAAF : 15 - 20

15. Biz insana, anne ve babasına devamlı iyilik yapmayı, ihsanda bulunmayı, onlardan hiçbir şeyi esirgememeyi tekrar tekrar tavsiye ettik. Annesi onu binbir zahmetle karnında taşıdı. Acılar içinde doğurdu. Çocuğun ana karnında taşınmaya başlama-sından, sütten kesilinceye kadar geçen süre otuz aydır. İnsan, onsekiz yaşına gelinceye kadar ana-babanın sorumluluğunda; otuzlu yaşların sonuna kadar ana-babaya da sıkıntısını yansıtarak hayatını sürdürür. Kırk yaşına gelince de: “- Rabbim, bana ve ana-babama ihsan ettiğin, lütfettiğin nimetlerine şükretmemi, hâlis niyet ve amaçlarla, senin razı olacağın, İslâm esaslarını, İslâmî düzeni hayata geçirmemi, iş barışı içinde bilinçli, planlı, mükemmel, meşrû, faydalı, verimli çalışarak nimetin-ürünün bollaşmasını sağlamamı, yerinde, haklı çıkışlar ya-parak, düzelmeye, iyiliğe, iyileştirmeye ön ayak olmamı, cârî-kalıcı hayırlar-sâlih ameller işleme-mi gönlüme ilham et, gazabını gerektirecek şey-lerden uzak tut. Din ve dünya işlerinin, sosyal ilişkilerin, neslim içinde de düzgün ve geliştirile-rek devamını sağla. Ben günah işlemekten vaz-geçerek tevbe edip sana itaate yöneldim. Ben İslâm’ı yaşayan müslümanlardan biriyim” der. 16. İşte onlar, işlemeye devam ettikleri maksatla örtüşen niyete dayalı, bilinçli amellerin en güzelini, en değerlisini ölçü alarak mükâ-fatlandıracağımız, günahlarını bağışlayacağımız cennet ehli arasında olan kimselerdir. Bu kendilerine dünyada iken verilen doğru sözün, va’din gereğidir. 17. Ana ve babasına: “- Canımı sıktığınız yeter! Benden önce sa-yısız nesiller geçip gittiği halde, hiç birisinde di-riliş belirtileri görülmezken, siz, bana öldükten sonra tekrar diriltilip kabrimden çıkarılacağımı mı va’dediyorsunuz?” diyen kimseye, anne, ba-bası Allah’a sığınarak: “- Aman, nasıl düşünüyorsun evlâdım! Gel iman et. Allah’ın va’di haktır, doğrudur” dediklerinde, oğulları: “- Bu Kur’an kesinlikle öncekilerin masalla-rıdır” der. 18. Işte onlar, hür iradeye, özgürce seçme hakkına sahipken, peygamberlere ve kutsal ki- taplara itibar etmedikleri için, kendilerinden ön-ce yaşayıp geçip gitmiş olan cin ve insan top-lulukları içinde azap ile ilgili gerekçeli kararı hak eden kimselerdir. Onlar gerçekte hüsrana uğ-ramış kimselerdir. 19. Herkes, işledikleri ameller sebebiyle âhi-rette farklı muamelelere tâbi tutulacaktır. Allah onlara amellerinin karşılığını tam olarak verir. Onlara haksızlık edilmez. 20. Kulluk sözleşmesindeki ortak taahhütlerini, Allah’a iman, kulluk ve sorumluluk bilincini şuur altına iterek örtbas edip inkârda ısrar edenler, kâfirler ateşe atılacakları gün, kendilerine: “- Siz, dünya hayatınızda bütün imkânları-nızı, değerlerinizi harcadınız, onların zevkü sa- fasını sürdünüz. Bugün alçaltıcı bir azap ile ce-zalandırılacaksınız. Yeryüzünde hak etmediği-niz halde, büyüklük taslayıp serkeşlik, zorba-lık, diktatörlük etmenizin, boyunuzca günah, isyan, inkâr bataklığına dalmanızın, doğru ve mantıklı düşünmeyi terketmenizin, fâsıklığını-zın cezasını çekeceksiniz” denilir.

Sûreler ve Sayfalar
Önceki Sayfa - Sonraki Sayfa