"Ey İnsanlar!" Hitabı

Bizi akıllı bir varlık, insan olarak
yaratan ve dünyaya getiren yaratıcımız,
hayatımız boyunca nasıl hareket etmemiz gerektiğini;
yapmamızı istediği bütün doğruları
ve uzak durmamız gereken bütün yanlışları
Peygamberimiz aracılığıyla bize ulaştırdığı
Kur’ân-ı Kerim’de açık açık anlatıyor.

İslâm dini, insanlığın dünyadaki
tek hayat rehberi, Kur’ân-ı Kerim
kıyamete kadar herkese yol gösteren
bir kılavuz, Hz. Muhammed de bütün
insanlığa hitap eden bir haberci, bir elçi,
örnek bir müslümandır.

Peygamberimizin yaşadığı zaman dilimi
“Asr-ı Saâdet”, yani “mutluluk dönemi,
insanların en bahtiyar oldukları çağ"’’"

olarak adlandırılır. Hz. Muhammed’in
vefatından sonramüslümanları yöneten
Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali
dönemine de “Dört Halife Devri” denir.

“Halife” kelime olarak,
“kendinden öncekinin ardınca gelip
sonra onun yerine geçen”
yani kendisine verilen
yetkiyle emsil edilenin adına hareket etmeye,
onun yerine davranmaya yetkisi olan demektir.

Peki, Kur’ân-ı Kerim’de,
Allah’ın meleklere insanın yaratılışını
haber verirken, “Ben yeryüzünde bir halife
görevlendireceğim”
dediğini
biliyor muydunuz?
(Bakara 2/30)


İnsanın ne kadar önemli
ve değerli bir varlık olduğunu bundan daha iyi
anlatabilecek bir şey olabilir mi?


Biz müslüman olarak Hz. Muhammed’e son
peygamber; insanların dünya hayatını
düzenleyen İslâm’a, “Din”in son versiyonu;
ona vahyedilen Kur’ân-ı Kerim’e de kıyamete
kadar bütün insanlara hitap eden bir kitap

olarak yürekten inanırız.

Aslında Kur’ân’ın hitabı, -yani “yapın”
ya da “yapmayın” diye koyduğu kurallar-
bütün insanlara olduğu halde, bazı âyetler,
özellikle “Yâ eyyühennnâs! = Ey insanlar!”
diye dikkat çeken bir nidâ ünlemiyle başlar.
Dolayısıyla insanların, Kur’ân’a inananların
ve özellikle de inan(a)mayan herkesin,
bu âyetleri daha dikkatle incelemesi,
üzerinde daha çok düşünmesi gerekir.

Bu bağlamda Kur’ân’da “Ey insanlar!”
diye başlayan 15 âyet bulunmaktadır. 1 âyette hitap,
cümle arasındadır. Bunun yanında 4 âyette Allah,
tebliğ görevi yapan elçisinden mesajını
bütün insanlara ulaştırmasını istemektedir.
2 âyet de tekil olarak “Ey insan!” diye başlar.

Bu hitaplardan anladığımız,
inansa da inanmasa da, öncelikle insan olarak
herkese bu tebliğin ulaştırılması ve insanların da
mutlaka bu çağrıya kulak vermesi gerektiğidir.

Çünkü insanla Allah arasında
kimsenin koparamayacağı bir bağ vardır.
O bizim yaratıcımız, bizse onun yarattığı bir varlığız.
Ne kadar inkâr etsek de,
karşı çıksak da, yok saysak da, Allah’la
insan arasındaki bu bağlantı kopmaz, kopamaz.


*****

Yaratıcımız tarafından kendisine
en iyisinden en kötüsüne kadar sonsuz bir
özgürlükle
her şeyi yapabilme kudreti, gücü
ve imkânı verilen insanın, yeryüzündeki
tek akıllı varlık olarak sahip olduğu özellikleri bir bir
gözden geçirmesi ve bu bağlamda bir nefis muhasebesi
yapması,
yani yaratılışının amacı ve sorumlulukları
açısından kendisini hesaba çekmesi şarttır.

Denizde, karada, havada yaşayan evrendeki milyon çeşit
hayvan ve bitki arasında, “akıl” denen mükemmel
kendine özgü bir canlı olarak yaratılmış olmak, sizce de
insan için çok özel bir farklılık taşımıyor mu?

Böyle ayrıcalıklı bir varlık olduğumuz halde,
bize lütfedilen aklımızı ve irademizi kullanmadan,
“özgürlük” adı altında
sıradan bir canlı gibi yaşamaya mı özenmeliyiz,
yoksa “insan” gibi yaşamak için,
en azından kendi yapmacık kurallarımız kadar
yaratıcımızın koyduğu kurallara da
kulak mı vermeliyiz?

İşte “Ey insanlar!” diye başlayan
âyetleri bu gözle okuyup incelersek, Allah’ın;
yarattığı insanlardan ne istediğini; bir yaratıcı
olarak bunları istemesinin de en doğal hakkı olduğunu;
bu emirlere ve kurallara uymanın da hepimizin
en medeni, en çağdaş isteği olan “insan gibi yaşama”
daha da güzelleştirip kolaylaştırdığını;
bunun yanında hayatın normal akışına ters gelen
hiçbir yönünün de bulunmadığını
açıkça görürüz.

Bu âyetlerde Rabbimiz genel olarak
kendisiyle kul arasındaki ilişkileri anlatmakta,
yaratılışımız, yaratılışla bağlantılı olarak
davranışlarımız konusunda uyarılarda bulunmakta,
akıllı bir varlık olarak yarattığı için bizi
aklımızı kullanmaya ve düşünmeye
davet etmektedir.


Şunu da ifade etmekte fayda var.
İnanan, daha doğrusu inandığını söyleyen
insanların inançlarına uygun hareket etmemesi
elbette büyük eksiklik.
İnanç karşıtı olanlar, genellikle hep bunu
öne sürerek kendilerinin sanki devre dışı
kaldığını sanıyorlar.
Oysa Allah'ın hitabı, inanan ve inanmayan
bütün insanlaradır. Bu sebeple "inanmamak"
sorumluluktan kaçmaya veya ilâhî mes'ûliyetten
kurtulmaya yetmez.

Nasıl ki bir insanın "ben dünyanın döndüğüne "
inanmıyorum, demesi dünyanın durduğu anlamına
gelmiyorsa, bir kişinin "ben Allah'a inanmıyorum"
demesi de O'nun varlığını ortadan kaldırmaz.

Dolayısıyla yaratıcımızın koyduğu
emir ve yasaklara uysak da uymasak da,
sonuçlarına mutlaka muhatap olacağız
ve hepsinin karşılığını mutlaka alacağız.

Bu bilinçle şimdi öncelikle "Ey insanlar!"
diye başlayan âyetlere, sonra "Ey inananlar"
diye başlayan âyetlere, daha sonra da
bütün emir ve yasakları içeren âyetlere,
hep birlikte bir göz atalım,
anlamaya ve uygulamaya çalışalım.

Faydalı olması dileğiyle...