“Ey İnsanlar!
Dünyada sakın taşkınlık yapıp azmayın.
Sonuçta dönüşünüz yine Allah'a olacaktır!”
Cennette yaratılan ilk insan Hz. Âdem’in,
eşi Havva ile birlikte neden dünyaya gönderildiğini
hepiniz bilirsiniz.
Bütün kutsal kitaplarda anlatıldığı kadarıyla
Âdem’le Havvâ merak duygusuyla, ya da
şeytanın
telkiniyle, kendilerine verilen emre itaat etmeyerek,
akıllarını ve iradelerini kullanmayarak, genellikle,,
elma olduğu söylenen yenmesi
yasak bir meyveyi
yediklerinden dolayı cezalandırılmışlardır.
Bu aynı zamanda, en mükemmel şekilde yaratılmış,
akıl gibi üstün bir özellikle donatılmış insana,
gereken bütün kurallar anlatılmış
ve öğretilmiş olmasına rağmen,
verilen sonsuz
bir özgürlükle iyi-kötü her şeyi yapmasına,
müsaade edilmiş olduğunu da göstermektedir.
Bu özgürlük duygusu tarih boyunca kimi insanlarda
yasakları delme, kimilerinde emirlere uymama,
es geçme gibi bir serbestlik meydana getirirken,
bazılarını iyice azdırıp, âdeta
yaratılmış bir mahlûk olduğunu unutturarak,
azgınlık ve taşkınlık yapmasına da sebep olmuştur.
Günümüzde de böylelerini çok görmekteyiz.
Hatta teknolojinin ileri boyutlarda gelişmesiyle,
özellikle
yeni nesillere Allah inancı unutturulmaya,
gücün her şeyi halledeceği gibi bir duygu aşılanmaya
çalışılmaktadır. Bu güç de insan ve onun aklıdır.
İnancın yerini inançsızlık alınca,
Allah’ın kudreti unutturulup insan aklının
her şeyi çözebileceği gibi bir yola girilmiştir.
Bir tür
“yaratıcılık” kimliğine bürünmeye
çalışan insanoğlu
“bilimsellik” adıyla bu iddiasını
ispat etmeye çabalarken, kelimenin tam anlamıyla
azgınlığın pençesine düşmüştür.
Aslında bugüne kadar ispat edebildiği bir şey
olmadığı gibi, bundan sonra da bir şey kanıtlaması
mümkün değildir. Evet, yağmurun nasıl meydana geldiğini
bilim izah eder,
ama yağmurun yağmasını sağlayan
ilâhî bir güçtür. Bilimsel olarak suyun H
2O olduğunu
herkes bilir. Ama yağmur yağmadığı zaman
bilim
hidrojen ve oksijeni bir araya getirip ihtiyacımızı
giderecek kadar
su imal edebilir mi?
Zaten bilim hidrojen ve oksijen de üretemez.
Bunlar da
Allah'ın yarattığı maddelerdir.
Son yıllarda iklimlerin değişmesi ve dünyanın
kuraklık tehlikesi ile karşı karşıya kalması,
herkesi düşündüren bir sorun.
Allah’ın rahmeti (yağmuru) olmasa halimiz nice olur?
Allah’la sürekli bağlantılı bir hayat yaşayanların
yağmura "rahmet" adını vermeleri,
ne kadar yerinde ve anlamlı bir tespittir.
Allah’tan kopuk hayatımız maalesef
materyalist yapının bilinçli olarak maneviyatı
unutturup maddeyi ön plana çıkarmaya çalışmasıyla
başladı. Sadece "elle tutulan, gözle görülen
şeylere inanmak" fikri, materyalist bir görüşün
dayatmacı bakış açısıdır.
Pozitivizm bilimi gözlem ve deney üzerine kurduğu için,
"elle tutulup gözle görülmeyen şeylere inanılmaması",
yani
manevi değerlerin yok sayılması, sanki
bilimsel bir gerçekmiş gibi bize empoze edilmiştir.
Ne garip bir çelişkidir ki,
bilimin gelişmesi için
en çok ihtiyaç duyulan "akıl", elle tutulur
gözle görülür bir varlık değildir. Aynı şekilde
"can" denilen şey de ne elle tutulur, ne gözle görülür.
Bilimin temel taşları olan
"doğa kanunları" da maddi
olarak görülebilen birer cisim değillerdir.
Sakın bilim karşıtlığı yaptığımız düşünülmesin.
Allah’a inanan insanların bilimle hiçbir sorunu yoktur,
olamaz da. Sonuçta
bilim, Allah’ın verdiği akılla,
kulun yapabileceği şeyler konusunda yol gösteren,
kılavuzluk eden bir araçtır.
Akıl da, can da sadece Allah tarafından
meydana getirilebilen özelliklerdir. Suyun kaldırma
kuvvetini sağlayan, yerçekimi kanunu tasarlayan
Allah'tır. Fizik dersinde öğrendiğimiz yasaları
meydana getiren Newton değildir ki... O sadece
var olan yasaları tespit eden bir bilim adamıdır.
Ne yazık ki Allah inancını ortadan kaldırmak isteyenler
bir taraftan âdeta bilime
taparcasına bağlanırlarken,
diğer taraftan onu dinle çatıştırmaya çalışıyorlar.
Algı operasyonları günümüzde o kadar etkili ki,
maalesef azıcık düşünmeden önyargıyla karar verenler,
modernlik ve çağdaşlık adına bilimden yana
tavır takınıp akıllarınca
dine karşı cephe alıyorlar.
Oysa bilimi başarıya götüren şey, insan aklıdır.
İnsanı yaratan da, akıl dediğimiz özelliği,
insana veren de, Allah’tır.
Eskiden anlatırlardı, yağlı güreşte ustalar
çıraklarına, bildikleri yüz oyunun doksan dokuzunu
öğretirlermiş. Bunu bilen çırak da hiçbir zaman
ustasına rakip olamazmış. Fakat
insanoğlu,
Allah’ın kendisine verdiği
minicik akılla
O’na rakip olup âdeta
meydan okumaya çalışıyor!
Tabii, inançsızlık âhirette hesaba çekilme
gerçeğini de unutturunca,
“bu dünyada
ne yaparsak kâr” gibi bir anlayış,
bizi tamamen zevke, hırsa, kişisel menfaate,
bencilliğe, zulme yönlendiriyor, daha da
kötüsü
aklımızı kullanmaktan bile alıkoyuyor.
Allah, elbette yarattığı kulların
ne yaptığının, ne düşündüğünün, neyi
nasıl algıladığının farkındadır. Aklımızı
yeterince ve gereğince kullanmadığımızı
çok iyi bildiği için, "dünyada ne yaşarsanız
yaşayın,
dönüşünüz yine bana olacak,
bunu unutmayın” diye bizi bu konuda uyarmakta,
ölümü ve âhiretteki hesabı bir kere daha
bizlere hatırlatmaktadır.
*****
Allah diğer varlıklara göre üstün nitelikte
“insan” olarak yarattığı herkese hitaben diyor ki;
EY İNSANLAR !
““Sizin azgınlık ve
taşkınlığınız,
geçici dünya hayatının hazzı ve menfaati için kural tanımamanız,
hakka riayet etmemeniz, tecavüzünüz, isyanınız, zulmünüz,
nankörlüğünüz,
ancak sizin zararınızadır.
İsterseniz şu değersiz dünya hayatının tadını bir süre çıkarın.
Ama dönüp dolaşıp hepsi sonunda yine sizi bulacak,
başkasının değil, kendi aleyhinize olacaktır.
Çünkü bunların hepsi
dünya hayatının geçici menfaati,
anlık zevkleridir. Böyle zulüm ve haksızlık peşinde koşmakla
ne elde edebilirsiniz?
Kendinizi ne kadar güçlü ve kudretli hissetseniz de,
unutmayın ki biraz zevkini sürdükten sonra gün gelecek
sizler de ölümü tadacaksınız. Hesap vermek üzere önünde sonunda
gelişiniz bizedir, bizim huzurumuza getirileceksiniz,
dönüşünüz mutlaka bize olacak.
Geldiğinizde de biz
size işlemekte olduğunuz amelleri,
hayatta yapıp ettiğiniz her şeyi birer birer ortaya koyarak,
yaptıklarınızın içyüzünü size göstererek haber vereceğiz,
ne olduğunu size mutlaka eksiksiz
bildireceğiz.
Ve sizi sorguya çekerek, hesabını da soracağız.
( Yûnus sûresi 10 / 23 )
NOT :
Koyu renkle yazılan âyet meâli Diyanet İşleri Başkanlığının yayınladığı
“Kur’an Yolu” Tefsirinden alınmıştır.
Açık renkle yazılarak kelimelerin ve cümlelerin genişletildiği bölümler,
bizim yorumumuz değil, okuyucunun daha iyi anlayabilmesi ve kavrayabilmesi için
diğer meal yazarlarının eserlerinden derlenen açıklamalardır.
Faydalı olması dileğiyle...