“Ey İnsanlar!
Göklerde ve yerde ne varsa Allah’ındır.
Peygamberin size getirdiği gerçektir.
Kendi iyiliğinizi düşünerek iman edin!”

Yeryüzünün üstünde, mavi bir kubbe gibi duran
boşluğa “gök” diyoruz. Kur’an’da geçen Arapça
karşılığı “semâ”dır. Ancak “yedi kat gök” anlamında
kelimenin çoğulu “semâvât” daha çok kullanılır.
Bu demektir ki, gökyüzü bizim gördüğümüzle
hatta bildiğimizle bile sınırlı değil.

Gördüğümüzün ötesinde kat kat başka semalar var
veya bilmediğimiz başka gezegenler de
gökyüzüne sahip. Gayb âleminin fizik ötesi boyutu
olarak dinî literatürde bahsi geçen yedi kat göğün
sırrı, sınırı ve mahiyeti bizce bilinmiyor.


Çağdaş bazı coğrafyacı ve astrofizikçiler de
semanın katlarını troposfer, stratosfer, ozonosfer,
mezosfer, termosfer, iyonosfer ve ekzosfer
şeklinde sıralamışlardır.

Gerçek olan şu ki, sonsuzluk âleminin
göklerinde ve yerlerinde, canlı cansız
ne kadar mahlûkat varsa hepsi Allah’ın eseridir.
Yaratıcısı O’dur, sahibi de O’dur.

Allah’a olan inancımız tam olunca,
O’nun elçisi olan peygamberine de,
gönderdiği kitaba, Kur’ân’a da tüm kalbimizle
inanıyoruz, iman ediyoruz.

Rabbimizin de bizden tek istediği zaten bu.
“Kendi iyiliğiniz için iman edin” buyuruyor.
Bizim imanımızın O’na kazandıracağı bir şey yok.
Aynı şekilde inkârımızın da O’na bir şey
kaybettirmesi mümkün değil. O yüzden, bizim
iyiliğimizi düşünerek
inanmamızı,
iman etmemizi istiyor.

Aslında Allah’ın varlığını, birliğini,
özellikle de yaratıcılığını şeksiz şüphesiz
kabul ettikten sonra, O’na inanmak,
bağlanmak, teslim olmak o kadar kolay ki...

Akıl ve mantık zaten bunu gerektirdiği gibi,
yaratılmış bir varlık olarak, yaratıcımızla bağ kurmak
ve bunu devam ettirmek de çok doğal bir hâdise.

Tam tersine, inanmamak için direnmek,
hayatın doğal akışına aykırı
ve suyu tersine akıtmak kadar zor.

İşin kolayı varken zorunu seçmek ve bunda
ısrarcı olmak; yaratan ve yaşatan Rabbimizin
bize açıklamaya çalıştığı süreçleri görmezden gelip,
aklımızı da devre dışı bırakıp, dünya hayatını
çok ciddiye alarak ona fazlasıyla bağlanmaktan
kaynaklanıyor olsa gerek ki, bu konuda da uyarılmıştık.

Kendi iyiliğimizi düşünerek hareket etmezsek,
doğruyu yanlışı, faydasına zararına bakıp
birbirinden ayırmazsak, bizi bu kadar uyaran,
yol gösteren Rabbimize karşı kıyamet gününde
söyleyecek sözümüz olabilir mi?

*****
Allah diğer varlıklara göre üstün nitelikte
“insan” olarak yarattığı herkese hitaben diyor ki;

EY İNSANLAR !

"Şüphe yok ki Allah’ın son elçisi peygamber Hz. Muhammed,
Rabbinizden hikmete dayalı olarak indirilen Kur’an ile, İslâm ile,
reddi mümkün olmayan hak bir delil ile geldi
ve size dünyada nasıl bir hayat tazı yaşayacağınızla ilgili
gerçeği, ölçüyü getirdi. Bunda en ufak bir şüphe yoktur.
Şu halde kendi iyiliğinizi düşünerek, kazancınızı hesap ederek,
Muhammed’e ve Rabbiniz katından getirdiği dine iman edin ki,
bu sizin için daha hayırlıdır.

Eğer iman etmeyip Allah’ın Rasûlü Muhammed’i
ve İslâm’ı tanımazlıktan gelerek inkâr eder, nankörlük yapar,
Allah’tan gelen gerçekleri örtbas ederseniz, bilin ki bu şekilde
kendinize bir fayda sağlayamaz, bir kâr elde edemezsiniz.
Zaten inananlara ve Allah’a zarar da veremezsiniz,
sadece kendinizi ateşe atmış olursunuz.

Çünkü göklerde ve yerde ne varsa onların hepsi Allah’ındır.
Unutmayın ki her şey O’nun tasarrufu altındadır.
Ve O Allah, her şeyi hakkıyla bilendir, sınırsız ilim sahibidir
ve yaptığı her şeyi yerli yerince yapan
hikmet sahibidir, hükümrandır." ”
( Nisâ sûresi 4 / 170 )
NOT :
Koyu renkle yazılan âyet meâli Diyanet İşleri Başkanlığının yayınladığı
“Kur’an Yolu” Tefsirinden alınmıştır.
Açık renkle yazılarak kelimelerin ve cümlelerin genişletildiği bölümler,
bizim yorumumuz değil, okuyucunun daha iyi anlayabilmesi ve kavrayabilmesi için
diğer meal yazarlarının eserlerinden derlenen açıklamalardır.

Faydalı olması dileğiyle...