“Ey İnsanlar!
Eğer öldükten sonra
dirilmekten şüphe ediyorsanız,
dünyaya nasıl geldiğinizi düşünün!”
Kur’an’da Rabbimizin insana yönelik uyarıları,
gördüğünüz gibi dünyaya geliş öyküsüyle başladı,
aşama aşama devam ediyor. Yûnus 23. âyette
Rabbimiz,
“dünyada taşkınlık yapmayın”
buyurmuş,
“sonunda bize döneceksiniz” demişti.
Yine daha sonraki âyetlerde bize kıyamet gününü
hatırlatmış, kimsenin kimseye fayda sağlayamayacağı
o günün çok dehşetli bir şey olacağını söylemiş,
dünya hayatının bizi aldatmaması için uyarmış,
Rabbimize karşı gelmekten sakınmamızı öğütlemişti.
Hayatımız kaç yıl devam ederse etsin,
sonunda öleceğimizi, bu dünya hayatına
istemesek de veda edeceğimizi biliyoruz.
Kur’an’da 3 âyette
“her nefis ölümü tadacaktır”
deniyor. Ama biz ölüme sanki bu yüzden değil de,
bilimsel olarak(!) deneysel sonuçları gördüğümüz,
yani herkesin ölümüne bizzat şahit olduğumuz için
inanıyor gibiyiz.
Kıyameti bildiren âyetlere, ölüm âyeti kadar
-inanmıyoruz demek istemiyorum ama, sanki-
pek de itibar etmiyoruz. Yoksa
bu kadar rahat
bu kadar vurdum duymaz
davranabilir miydik?
Kıyamet günü Rabbimizin huzuruna çıkabilmemiz
ve hesap verebilmemiz için,
yeniden canlanmamız gerekiyor.
“Öldükten sonra tekrar dirilmek...”
Birçok insanın kafasında soru işareti bırakan bir konu.
Biz Rabbimize iman edip teslim olmuş bir kul olarak
buna şeksiz şüphesiz inanıyoruz.
Ama
“nasıl olur canım, insan öldükten sonra dirilir mi?”
diye soranlar yok mu? Hem de istemediğimiz kadar.
Allah elbette yarattığı kullarının ne düşüneceğini de
biliyor ve herkesin rahatça anlayacağı bir tarzda, dünyaya
nasıl geldiğimizi aşama aşama anlatarak cevap veriyor.
Diyor ki yani,
"sen dünyada hiç yokken ben seni
sıfırdan meydana getirdim,
sana can verdim de,
kanlı canlı bir insanken sadece nefes almanı
engelleyerek
aldığım canı, tekrar sana veremez miyim?"
Gerçekten daha önce dünyada hiç olmadığımızı düşünürsek,
canlı bir insan, akıllı bir varlık olarak, aslında ne kadar
özel vasıflara sahip olduğumuzu çok daha iyi anlayabiliriz.
Belki insan olmanın ötesinde,
“can”ın ne olduğunu,
bize nasıl verildiğini ve bizden alınabileceğini de
düşünüp irdeleyebiliriz.
Şu dünyada nefes alıp vererek yaşıyoruz.
Havayı soluyana canlı, soluyamayana ölü diyoruz.
Hani derler ya,
hayata pamuk ipliğiyle bağlıyız diye.
Aslında öyle bir iplik bile yok bizi bağlayan...
Bu mûcizeyi görmeyenler ve buradan Allah’ın kudretini
bir türlü idrak edemeyenler, öldükten sonra tekrar
dirileceklerine bir türlü inanamıyorlar,
şüpheye düşüyorlar. Bizi
yoktan var eden kudret için,
ölümüzü diriltmek çok daha kolay olmaz mı?
Olur elbette... Çünkü
Allah'ın gücü her şeye yeter!
*****
Allah diğer varlıklara göre üstün nitelikte
“insan” olarak yarattığı herkese hitaben diyor ki;
EY İNSANLAR !
““Eğer
öldükten sonra tekrar
diriltil
eceğinizden
bir şüpheniz varsa, bundan
kuşku duyuyorsanız,
kendi yaratılışınıza bir bakın, dünyaya nasıl geldiğinizi bir düşünün.
Şunu unutmayın ki,
biz sizi Âdem’den, Âdem’i de
topraktan yarattık.
Sonra sizi
nutfeden, bir damla sudan, meniden, spermden;
ana rahmiyle bağ kurarak rahim duvarına yerleşen alakaya,
embriyoya, döllenmiş yumurtaya, sonra da döllenmiş yumurtayı
kanunlarımıza uygun olarak temel unsurları itibariyle
biçimlenmiş, fakat bütün hususiyetleriyle henüz tamamlanmamış
belli belirsiz bir et parçasına, cenine dönüştürerek yarattık.
Bunu
size hangi aşamalardan bu duruma geldiğinizi hatırlatmak,
sizleri yoktan var ettiğimiz gibi, öldükten sonra tekrar diriltmeye
nasıl kudretimiz olduğunu
açıkça göstermek için izah ediyoruz.
Biz dilediğimizin, düzenimizin yasaları içinde,
irademizin tecellisine uygun olanların, rahimlerde
belirli bir vakte kadar kalmasını sağlarız, sonra sizi
bir bebek olarak çıkarır, dünyaya getirir, büyümenize imkân verir
iz.
Daha sonra ergenlik, olgunluk,
yetişkinlik çağına,
en güçlü döneminize
ulaşırsınız. İçinizden kimi daha o çağlarda
erken vefat ederken, kimi de önceden aklî melekeleri sağlamken,
bildiklerini bilmez hale gelinceye kadar ihtiyarlar, yaşlanır,
ömrünün en düşkün çağına eriştirilir, zâfiyete düşer.
Ve sen ey insanoğlu!
Ölümden sonraki dirilişten hâlâ şüphede isen şunu da bir düşün:
Kış mevsiminde
yeryüzünü kupkuru, cansız,
ölü bir halde
görürsün değil mi? Fakat mevsim değişip
üzerine bahar
yağmurlarını
indirdiğimizde,
her yer
canlanıp kabarır, yeşerir
ve her cinsten, her çeşitten,
rengârenk, güzelim
bitkiler çıkar, ürünlerle donanır.
Bütün bu mûcizeler gösteriyor ki,
bu böyledir.
Çünkü Allah hakkın ve hakikatin
ta kendisidir, tek gerçek budur.
O, varlığından şüphe olmayandır. Mutlak hakikat yalnızca O’dur.
Herşey O’nunla varlık kazanır ve
O ölüleri diriltir.
Onlara hayat verecek kudrete sahip olan da yine sadece O’dur.
Zira
O’nun her şeyi planlayıp uygulamay
a gücü yeter.
Şüphe yok ki dünyanın sonu,
kıyamet vakti yaklaşmaktadır
ve hiçbir kuşkuya yer bırakmadan kesin olarak
gelip çatacaktır.
Bunda hiç şüphe yoktur.
Ve Allah mutlaka, baharda bitkileri yeşertip
çıkardığı gibi
kabirlerde yatanların hepsini
diriltip kaldır
acaktır.”
( Hac sûresi 22 / 5-7 )
NOT :
Koyu renkle yazılan âyet meâli Diyanet İşleri Başkanlığının yayınladığı
“Kur’an Yolu” Tefsirinden alınmıştır.
Açık renkle yazılarak kelimelerin ve cümlelerin genişletildiği bölümler,
bizim yorumumuz değil, okuyucunun daha iyi anlayabilmesi ve kavrayabilmesi için
diğer meal yazarlarının eserlerinden derlenen açıklamalardır.
Faydalı olması dileğiyle...