“Ey İnsanlar!
Bilin ki ben sizin taptıklarınıza inanmam,
bana müşrik değil, mü’min olmamı
emreden Allah’a kulluk ederim.”

Bu sonsuz kâinatın egemenliği, onu yaratan Allah’a aittir.
Yaşadığımız dünyada gördüğümüz göremediğimiz
bildiğimiz bilemediğimiz yerin göğün sahibi de O’dur.
Algımızın ötesindeki galaksiler, yıldızlar, gezegenler,
her şey O'nun eseridir.

O’nun koyduğu yasalarla gemiler denizde yüzüyor,
uçaklar havada uçuyor, otomobiller karada yol alıyor.
Bilgisayarlarımız çalışıyor, internetimiz çekiyor.
Metale, havaya iletişim gücü veren, kim?
Gündüzlerin aydınlığı, gecelerin ışıklandırması
yine O’nun kanunları sayesinde oluyor.

Yediğimiz ekmek, içtiğimiz su, soluduğumuz hava,
O’nun eseri. Bizi dünyaya getiren,
hayat veren, yaşatan da O, öldüren de...
Her şeye gücü yeten tek varlık.
O yüzden O’ndan başka hükmüne boyun eğilecek
hiçbir otorite, tapılacak hiçbir ilâh yok.

Kullarının günahkâr olmalarını istemediği için,
insanları biraz düşündürüp, olanı biteni
muhakeme etmeye, gerçeklerin farkına varıp,
yaratıcısına karşı isyankâr olmasını
önlemeye çalışıyor Allah...


Hz. Muhammed’in de “Ben de O Allah’a inanıyorum,
çünkü O’nun gücünün, kuvvetinin farkındayım.
Göz göre göre bu gerçekleri nasıl yok sayabiliriz ki...
Siz de yaratıcınız olan Allah’a iman edin,
size bu bilgiyi ulaştıran, ilâhi gerçekleri
bir kere daha size hatırlatan O’nun elçisine inanın
ve tâbi olun, doğru yolu ancak böyle bulursunuz”
diyerek insanlara haber vermesini istiyor.

Peygamberimiz kendisine ilâhi vahiy gelmeden önce
Mekke’de dürüstlüğü ile bilinen, “Muhammedül-emîn =
Güvenilir Muhammed”
diye tanınan bir kişiydi.
Ancak Müşrikler ona, “Şu ileride bir düşman var
desen, sana inanırız, ama bu söylediklerine
inanmıyoruz” diyerek sırt çevirdiler.

Günümüzde de durum pek farklı değil,
hatta o zamanlardan daha daha beter.

İnsan vücudundaki yaratılışın olağanüstü
özelliklerini; bitkilerin, hayvanların insanı
hayran bırakan güzelliklerini her gün birebir
gören, inceleyen ve bize de anlatan doktorlarımız,
veterinerlerimiz, zoologlarımız, botanikçilerimiz,
fitologlarımız, “böyle bir sistemin kendi kendine
meydana gelmesi kesinlikle mümkün değildir,
bunları Allah yaratmıştır”
diyemiyorlar.

Işığı henüz bize ulaşmayan yıldız olabilir diyen
uzaybilimciler, gezegenlerin yörüngelerindeki
dengenin ve zamanlamalarındaki şaşmaz dakikliğin
kendiliğinden meydana geldiği gibi, asla olmayacak
bir şeye inanıyorlar da “kâinatın bu muhteşemliği
Allah’ın eseridir”
demeye çekiniyorlar.

Henüz bilimin adını koyamadığı “can”ı insanın,
hayvanın, bitkinin bedenine koyan ve sonra da
onu çekip alan ve canlıyı ölü hale getiren
bir güç var ki, bilim buna da bir ad koyamıyor,
ama yine de bilim adamları “hayat veren de,
yaşatan da, öldüren de benim”
diyen Allah’ın
varlığına bir türlü inanamıyorlar.

İnsan olarak nasıl yaratıldığımızın öyküsünden
başlayarak adım adım her şeyi bize açıkça
anlatan Rabbimiz, yaratanın, yaşatanın,
rızıklandıranın, yol gösterenin, doğruyu yanlışı
öğretenin, kıyamet günü hesap soracak olanın
sadece kendisi olduğunu, ilâhlık taslayanların hepsi
bir araya gelse, bir sinek bile yaratamayacağını,
kısacası yaratanla yaratılan arasındaki farkı
en ince detayına kadar anlattıktan sonra
Nisâ 170’te bizden tek bir şey istedi.
“Bana inanın! Bu gerçeği görmezden gelmeyin.
Kendi iyiliğiniz için Rabbinize iman edin!”
dedi.

Ve şimdi bu âyette de, kıyamete kadar
bütün insanlara ve insanlığa müjdeci olarak
gönderdiği elçisi Hz. Muhammed'den, bir kere daha
bunu ümmetine hatırlatmasını istiyor.

*****
Allah, peygamberinin inanmayan insanlara karşı
şöyle seslenmesini istiyor:

EY İNSANLAR !

“"Gerçekten ben göklerin ve yerin mâliki, hâkimi ve sahibi
olan Allah’ın hepinize
tüm insanlığa gönderdiği elçisiyim,
O’nun emirlerini tebliğ ile görevlendirdiği tek yetkili peygamberim.

O öyle bir Allah’tır ki,
bütün kâinatın egemenliği O’na ait olduğu gibi,
O’ndan başka hükmüne boyun eğilecek hiçbir otorite,
hiçbir tanrı, tapılacak hiçbir varlık da yoktur. Dikkat edin!
Allah’tan başka insanlara hükmeden yasalar koyan var mı?
İnsanların hükümranlığı sahtedir.
İnsanların emrettiği yasalar yalandır.
Ancak Rabbinizin yasalarında hak ve adalet vardır.

Hak ilâh yalnızca O’dur. Çünkü sadece O hayat verir,
yaşatır ve canı verdiği gibi geri O alır, eceli geleni de O öldürür.
Öyleyse öncelikle yaratıcınız olan Allah’a, O’nun sözlerine,
kitaplarına, âyetlerine, mûcizelerine, emirlerine,
hükümlerine inanın, iman edin, teslim olun.

Ve bizzat kandisi de Allah’a ve O’nun sözlerine, emirlerine,
hükümlerine yürekten inanan ve dayanan, vahy ile
bilgi sahibi olup terbiye edilen ve idraklerin ötesini kavrayabilen,
ümmî peygamber olan rasûlüne, elçisine inanıp
iman edin ve onun sünnetine uyun,
onun izinden gidin ki hak yolu tercih edip, İslâm’da sebat kılarak
hidayete ermiş, doğru yolu bulmuş olasınız.
Çünkü selâmete çıkmanız, onun izinden gitmenize bağlıdır" de.
( Yûnus sûresi 10 / 104-106 )
NOT :
Koyu renkle yazılan âyet meâli Diyanet İşleri Başkanlığının yayınladığı
“Kur’an Yolu” Tefsirinden alınmıştır.
Açık renkle yazılarak kelimelerin ve cümlelerin genişletildiği bölümler,
bizim yorumumuz değil, okuyucunun daha iyi anlayabilmesi ve kavrayabilmesi için
diğer meal yazarlarının eserlerinden derlenen açıklamalardır.

Faydalı olması dileğiyle...