Bismillâhirrahmânirrahîym
Sınırsız rahmeti ve engin merhameti ile hayat veren,
yaşatan, koruyan, rahmetine, merhametine, lütfuna,
ihsanına ve hayırlara mazhar eden,
rahmân ve rahîm olan Allah’ın izni ve yardımıyla,
Allah’ın adıyla...

**********
Yaratılanların en şereflisi bir insan olarak,
dünyada hepimizin yapması gereken görevler var;
elbette yaratıcımıza karşı kulluk görevimizi
yerine getirmek en önemli vazifemiz.

Ardından, iyiliği yaymaya, kötülüğü yok etmeye
yönelik çalışmalar yapmakla sorumluyuz.
Bu açıdan hepimiz
kendi çapımızda “tebliğ”le görevliyiz.

Günümüzde teknolojinin sunduğu imkânlarla,
pek çok kişi, bildiğince ve aklı erdiğince, bu görevi
yerine getirmeye, İslâm’ı, müslümanlığı kendince
yaymaya ve anlatmaya çalışıyor. Bu samimi
gayretlerinden dolayı hepsinden Allah razı olsun.

Ne yazık ki günümüz şartlarında insanlarımız,
özellikle gençler, bilgi eksikliğinden dolayı giderek
inançlarından uzaklaşıp, dünyevî zevklerin
cazibesine kapılmaktan kurtulamıyorlar.
İnsanın yaratılış özeliklerini düşünürsek
bu çok da garipsenecek bir şey değil.

Çünkü insan, en iyisinden en kötüsüne kadar
geniş bir yelpazede her şeyi yapabilecek
özellikte yaratılmış, ilginç bir canlıdır.

Bu bağlamda insan, iyilikle kötülüğün,
dünya ile âhiret âleminin dengesini kuracak
akıl nimetiyle donatılmış; aynı zamanda
sahip olduğu sonsuz özgürlüğü dizginleyecek ve
seçici olmasını sağlayacak bir iradeyle bezenmiştir.

Onun için aklımızı kullanmadan
kendi irademizle yaptığımız yanlışlardan
ve kötülüklerden sorumluyuz.


Hepimizin görevi, kardeşimiz olan inançlı insanlara
yardımcı olmak, yol göstermek, elimizden geldiğince
onları kötülerden ve kötülüklerden korumak...
Bunu yapabilmek; daha doğrusu bu amaca ulaşabilmek
ve başarılı olabilmek için, dinimizi en iyi şekilde anlayıp
çevremize de en iyi şekilde anlatmak zorundayız.

Yoksa kulaktan dolma, yalan yanlış, eksik bilgilerle,
hem iyilik yapmaya çalıştığımız kişilere, hem de
savunmaya çalıştığımız İslâm’a ve müslümanlara,
fayda yerine zarar vermiş
olabiliriz.

Dînî ilimlerle uğraşan hocalarımız, ilâhiyatçılarımız
elbette bu konuda bizden çok daha derin
ve felsefî bilgilere sahiptirler. Teoloji eğitimi
aldıklarına göre, öyle de olmalılar.
Ancak üniversite kürsülerinde derinlemesine
akademik kariyeri yapılan dinle
halkın günübirlik yaşadığı dinin pratikleri arasında
bazı konularda ufak tefek farklılıklar vardır.

Müslüman bir coğrafyada doğup büyüyen insanların
günlük hayatlarında kendilerine lâzım olduğu kadar
dini bigi edinmeleri, bildiklerini uygulamak şartıyla
yeterlidir. Çünkü bilginin uygulanması önemlidir.
Yoksa hayata geçirilmeyen bilginin hiç faydası yoktur.

Dikkat ederseniz, yaptığımız hataların
pek azı bilgisizlikten, çoğu ise bildiklerimizi
yapmamaktan kaynaklanmaktadır.

Ergenlik çağına erişmiş, aklî melekesi yerinde olan
her insan, yaşadığı ortamdaki genelgeçer
doğruların da yanlışların da farkındadır.
Küçücük çocuklar bile yaptıkları yaramazlığın
farkındadırlar ve göz ucuyla annelerinin
babalarının nasıl tepki göstereceğine bakarlar.

Ama büyükler, farkında olmadan yaptıkları hataların
yanında, “nasıl olsa herkes yapıyor”
veya “benim yaptığımı kim farkedecek” gibi
kendini kandırmaya yönelik bahanelerle,
çoğu zaman bile bile yanlış yapabiliyorlar.

Oysa bizim inancımıza göre
yaratıcımız olan Allah, her şeyi
en ince ayrıntısına kadar bilir, görür, duyar.


Eğer müslüman olarak böyle bir imanla donanmışsak,
zaten en ufak bir yanlışa ve kötülüğe
meyletmemiz dahi mümkün değildir.

İşte hasbelkader müslüman bir ülkede ve
çevrede doğup, kendiliğinden müslüman olduğumuzu
zannetmek yerine, bilerek, inanarak ve dolayısıyla
yaşayarak “gerçek bir müslüman” olmanın
ilhamını hep birlikte Kur’an’dan almaya çalışacağız.

Kur’an âyetlerini beraber okuyup anlamaya,
sonra da hayatımıza geçirmeye gayret edeceğiz.
Allah’ın yarattığı bir insan ve bir müslüman olarak
neler yapmamız gerektiğini birlikte gözden geçireceğiz.

Amacımız inanmayanları imana getirmekten çok,
inandık diyenlerin, kendini müslüman sayanların
dini bilgilerini tazelemek, İslâm’ı mümkün olduğunca
doğru anlamalarını sağlamak ve onlara
müslüman gibi yaşamanın gereklerini hatırlatmaktır.

Yoksa hiç birimizin diğerini dışlamak,
yargılamak, beğenmemek, hor görmek,
hele hele suçlamak gibi bir hakkı yoktur.

En iyisini, en doğrusunu Allah bilir
ve en son kararı O verir.

Faydalı olması dileğiyle...